boşuna ninjayız demedik işte kapı gibi diplomam

Flickr Hesabımı Ziyaret Etmek İstersen Buyur

invicto - View my most interesting photos on Flickriver

31 Aralık 2010 Cuma

YENİ YIL 2011

Bir yılın daha sonuna geldik, iyi kötü geçti, yani kısacası giden gitti gelene bakalım diyorum.












Ben bu yıl evdeyim dışarıya çıkmayacağım çünkü Victoria's Secret melekleri bize misafir olacaklar.
Ayıp olur şimdi onlara gelmeyin diyemem.


Hepinize mutlu yıllar herşey gönlünüzce olsun.













HOŞ GELDİN 2011 :)


29 Aralık 2010 Çarşamba

SARIYER BEHÇET KEMAL LİSESİ

Benim için bu yıla damgasını vuran olaylardan birisi paylaşayım istedim.
Herkes keşke bu liseliler gibi duyarlı olsa diyorum ve canı gönülden tebrik ediyorum.
Öyle bir geçer zaman ki dizisindeki Mete karakteri gibi liseliler diliyorum o okul müdürlerine de :)
En azından bu haberi ileterek deswtekte bulunalım.

Aşağıda ntvmsnbc haberini bulabilrisiniz

"

Kantine protestoya polis dayağı

Zamlara karşı evden getirdikleri yiyecekleri okul arkadaşlarıyla paylaşarak kantini boykot eden lise öğrencilerini okul yönetimi engellemek istedi; yönetimin çağırdığı polis üç öğrenciyi göz altına aldı.

ntvmsnbc
Güncelleme: 14:41 TSİ 28 Aralık. 2010 Salı
İSTANBUL - Sarıyer Behçet Kemal Çağlar Lisesi öğrencilerinin okuldaki kantin zamlarını protesto etmek için yaptıkları boykot sonrası, polis üç lise öğrencisini darp ederek göz altına aldı.
Bianet internet sitesinin haberine göre Baltalimanı'ndaki lisede dün öğrenciler kantinin pahalılığına karşı kantin boykotu başlattı; topluca aldıkları simitlerle evlerinden getirdikleri kek ve börekleri okulda birbirleriyle paylaştı.
Öğrencilerin ifadelerine göre, bir müdür yardımcısı önce yiyeceklerin satıldığını öne sürüp öğrencilere müdahale etmek istedi. Öğrenciler satış yapmadıklarını söyleyince "Bu simitlerin içinde uyuşturucu satmadığınızı nereden bileyim?" diyerek boykota son verilmesini istedi ve masayı dağıtmaya çalıştı."

http://www.ntvmsnbc.com/id/25165233/

İSTANBUL TRAFİĞİ


Söyleyecek çok söz olmasına karşın özetle pek çoğumuzun dediği gibi BİTMİŞ durumda İstanbul trafiği.


Bu akşam yaklaşık 5 kmlik yolu 2 saat 10 dakikada gidince ufak bir tespitte bulunmak istedim.

İstanbul trafiği aynı Gremlinler gibi olmuş.Hatırlarsanız Gremlinlere kesinlikle su vermemk gerekiyordu,su verildiği zaman çılgına dönüp ortamı kaosa sürüklüyordu psikolar.
İşte İstanbul trafiği de tam olarak böyle beter böcekler, iki damla yağmur atıştırdımı aynı Gremlinler gibi çılgına dönüyor, çilgin atiyor çilgin ,duman çıkartıyor resmen.

Ah ulan ah ömrüm tükendi yollarda.
Neyse herkese iyi geceler eve attık kendimizi sonunda, gremlinlere selam olsun...

14 Aralık 2010 Salı

337. KISA DÖNEM ŞAFAK SAYAR

Evet dostlar, çorbada tuzumuz bulunsun dedim, gerçi programı ben yazmadım ama olsun, en azından paylaşıp katkıda bulunayım dedim.

Bu aralar illaki bir kısmınızın eşi,dostu,sevgilisi,arkadaşı,kardeşi,ağabeyi vs. askere gitmiştir.

Öncelikle tüm askerlere hayırlı teskereler diliyorum.Uzun dönem askerler "sizinkide şafak mı" diyerek dalga geçerler kısa dönemlerle ama olsun, onlarda asker onlarda şafak sayıyor diyerekten bir şafak sayar da onlar için yapmışlar.Hadi bakalım poşetler şafak say...


Buyrun buradan askerinizin kaç günü kaldı takip edin.

Kommandooo komadoooo :))

http://site.mynet.com/337kd/


Bu da uzun döenm erler için gelsin

http://www.safaksoyle.com/

 

9 Kasım 2010 Salı

ÖYLE DEME TEMBELLİK DE GÜZEL BİRŞEY

Bu aralar nasıl miskin nasıl tembelim anlatamam.
tam olarak bezgin bekir modundayım.

Bilok yazmak bi yana okumak bile hayal.
bugün biraz kendime gelir gibi oldum azcık elim gitti klavyeye.

Sanırım yorgunluktan, bu yeni iş beni yoruyor baya.
eve gittiğimde sevdiğim o caanım film yada dizileri izlerken sızmış oluyorum çoğunlukla.

Geçen haftasonu full yattım ye iç yat modu yaptım, ne yalan söyleyeyim böyle tembellik de fena hoşuma gitti.

bir ayı geçti spor salonunun semtine uğramaz oldum, allahım ne oluyor bana :)

Tembellik çok güzel birşey sanırım ya etkiledi beni sevdim onu.

Gerçi tembellik de bi yere kadar yavaştan hareketlenip toparlanma kendimi dışarılara atma vakti geldi hissediyorum.

Bayram da geliyor zaten her ne kadar birleştirilmemiş bir baram da olsa güzel bir tatil.
artık nerelere gitsem nasıl yapsam bilmiyorum kafamda türlü türlü planlar kovalıyor birbirini.

Bu vesile ile siz dostlarda yakın istanbul ve istanbul içi mekan önerileri bekliyorum.
Şehir dışı veya yurtdışı şu an için hayal zira tatilin bir kısmını memleket ziyareti sebebi ile trakya bölgesinde rakı meze eşliğinde geçireceğim özledik memleketide tabi.

Neyse şimdiden tüm arkadaşların bayramını kutlar iyi tatiller dilerim büyükleri ihmal etmeyiniz lütfen canlar.

mucksss

A©G

2 Kasım 2010 Salı

PERMATİK KORUMASINI HİÇE SAYMAK

 PERMATİK KORUMASINI HİÇE SAYMAK delikanlılık değildir diyor ve devam ediyorum.

Aile yanına ziyarete gitmişim.Oh mis gibi dinlence,sabah uyandım.Durduk yere traş olayım orman kaçkını gibi gezmeyeyim fikri düştü aklıma.Zaten yeni kalkmışım gözler yarım açık,tansiyon yerlerde ayakta zor duruyorum traş neyime ama işte akacak kan damarda durmuyor.
Neyse kendi jiletim yanımda değil babamın sıfır ak mı ak plastik mi plastik permatik gözüme ilişti.
Sakallarda baya uzun dedim şimdi kendi kendime bu öneüdeki koruma tıkanacak traş keyfimi zehir edecek kırayım ben bunu.(Evet Türküm doğruyum çalışkanım)

Delikanlı adam korumalı permatikmi kullanırmuış diye gazladım kendimi.Ama tabi erkeklik de bi yere kadar tırnak makası ile ufak bir hareket çekerekten kestim öndeki korumayı.Ama lanet şey kopmamış tam.
Üşendim tabi elle kırarım ya zaten kestim dedim.demez olaydım hayatımda yaptığım en büyük salaklıklardan biri oldu.Abanmamla zaten kırık olan koruma koptu ve çıktı.
Önce birşey hissetmedimSonra bir sıcaklık hissetmeye başladım ve ciddi bir kanama.
Hemen tuvalet kağıdı ile tampon yaptım diğer elimle de bastırıyorum.Ama hala kanıyor.
Sonra fark ettim ki iki başparmakda uclardan düzleştirilmiş permatikle.Tabi baya bir kan kaybetmişim uğraşırken zaten yeni de kalkmışım.Gözlerde ufaktan karaarma başladı sonra hızla arttı.
Ben gözümü açmaya çabaladıkça o kapanıyor.En son hatırladığım eski tip televizyonları kapatınca ortada bi çizgi oluşurdu parlak ve ekran kararırdı ya ahanda aynısı oldu yeminle.küt gitmişim orada.

Rüyamda kolum acıyor, bir uyandım bayılmışım kolum çamaşır makinasının kapağında asılı kalmış ondan acıyormuş.Allahtan asılı kalmış yoksa fayans zeminlerde kafayı gözü de dağıtırmışım.
Üzeimdeki sarı pijamalar kan revan, sanki kill bill filminden fırlamış gibiyim.
Aşağı indiğimde bizimkiler hayalet görmüş gibi korktular, hemen hastaneye tabi.Yaralar sarıldı filan döndük normal yaşama.

Olayın refah partisi'nin gündemde olduğu dönemlerde gerçekleşmesi duruma ayrı bir traji komiklik katmıştır.Neyse ki sadece ucundan acık gitmiştir.Tabi yinede 2 hafta başparmaklar refah partili işareti yapar pozisyonda sargılı gezilmiştir.

Yaa işte böyle çocuklar jiletle oyun olmaz ibret olsun...

A©G

18 Ekim 2010 Pazartesi

İSTANBUL KANATLARIMIN ALTINDA


Bu fotoğrafın bende hem iyi hem kötü anılaraı var malesef.

Geçtiğimiz hafta sonu bu güzelliği kullanma şansına eriştim.

İnanılmaz bir deneyimdi, havadaki özgürlüğü tarif etmek imkansız herhangi bir uçak yolculuğu ile alakası da yok.

Lövyeyi kavradığınızdaki his, her hareketiniz uçağın verdiği  tepkiler muhteşem anlatımı tarifsiz.


Negatif , pozitif G etkileri heyecan verici kalbinizi yerinden fırlatıyor.Yanımda çok tecrübeli bir pilot vardı ve sağ olsun kalkıştan itibaren inene kadar kumanda sürekli bendeydi hiç müdahale etmedi uçuş boyunca sadece inerken destek aldım zor tabi iniş adamcağız da kendi hayatını düşünüyor haliyle :)))

İstanbul üzerinde bu güzellikle uçmak istanbul'u yukarıdan izlemek ayrı bir şenlikti benim için.

Bir kaç kare çekmiştim dışarıdan kabin içinde de görüntüler var ancak esas yanımdaki eğitmen pilot benim makinamın sd kartını alıp tüm uçuşu videoya çekmişti. (ben uçağı kullandığım için o kendi mini kamerasına takmıştı kartımı)

En azından ben öyle sanıyordum ama eve geldiğimde kart boştu uçuşun gökyüzündeki hiçbir anı kayıt edilememiş :(
Çok üzüldüm tabi ama yapacak birşey yok bu harika anıyı sizinle paylaşmak isterdim görsel olarak ama ancak bu şekilde paylaşabiliyorum :(

A©G

6 Ekim 2010 Çarşamba

RAMBO

 Aklıma birden bire ranbo (john rambo) kolyesi geldi.

Hani böyle adamın ümüğünü sıkar gibi sıkı mı sıkı bir kolye.

Ranbo filmi seyredenler bilir o kolyeyi.
İşte o geldi aklıma ve acayip içimi sıktı boğuluyo gibi oldum.Daralttı beni o beynimde oluşan görüntü.

Bir de ranbo kafa bantı vardır o da değişik birşey,
baş ağrısına mı iyi gelir nedir bilmem.
Kıvır kıvır merinos gibi saçlarına takardı onu ranbo.
Ağzını yamultarak "ama ilk kanı onlar döktü" derdi dağıtırdı ortamı psikopat.

Vay be ne günlerdi, neler izletmiş ailelerimiz bize çocukken, neyseki bu kadar delilikle yırtmışız.

Bir ruh hastasının günlüğü gibi oldu ama böyle işte.
A©G

23 Eylül 2010 Perşembe

SİSTEM VS VİCDAN : ÇOK KÜFÜRLÜ BİR YAZI

Çok küfürlü bir yazı yazıcam açılın

sövdüm rahatladım sildim


abartmaya gerk yok değil mi bu kadar çok küfürü uzun süre tutamazdım!

A©G

HUNHAR ÇİTLER

Baştan uyarayım rahatsız edici görüntüler içeren bir yazıdır (+18) 








Vay arkadaş nasıl unutmuşum da yazmamışım yıllar yılı dert ederdim oysa bu mevzuyu kendime ben.
Hani şu sokakta yürürken sayısız kez yanından geçip gittiğimiz çitler var ya, işte onlara olan takıntımı yazasım geldi.

Ulan nasıl bir zihniyettir nasıl insanlık dışı bir yapıdır o demir parmaklıklar.
Sanırsın arkasında kazıklı voyvoda yaşıyor.
Atkadaşım hadi yaptın çitini neden uçlarını sivriltiyorsun?
Hiç mi düşünmüyorsun çoluk çocuk düşer saplar kendini oralara diye?
Hadi onu da düşünemedin o sivri demirler olunca cayıdırıcı mı oldu çitler yani?
2-3 metre yüksekte olsa anlayacağım ne işin var oraya tırmanma dersin de , diz boyu yarım bir metre yükseklikte sivri uçlu çitler var sokakta.
Bir taşa takılsan düşsen üstüne bittin, yavşağın birinin kendini koruma ya da süs zihniyeti sebebi ile.
Cık cık cık ya sevgili dostlar.
Yok yamultayım diyorum bazılarını ama kalında oluyor demirler, malkoçoğlu değiliz ki bizde.
Al eline het ciivv zıvııı diye sesler kıvılcımlar çıkartarak kes, deli ediyorlar insanı.
Bari hunharca dizdin o çitleri oraya elektirikte vereydin tam olaydı.
Sanırsın çin seddi akın var adamın bahçesine bağınada önlem almış.
Yürüyün gidin lan burdan dalıcam çok pis şimdi ama hee tepem attı bak, kütleştirin o sivri uçları asabımı bozmayın.
Yanda gördüğün üzere hırsızın bir tarafına kaçmış olan çitler zaten olayı yeterince açıklıyor.Ama inan ona bile reva değil ya, olamz olsun böyle faydası çitlerin.Yazık lan.10 yılda bir hırsızı şiş kebap yapacak diye bu hunharlık tercih edilmemeli.

Hadi ben sakinleşeyim

Kaçtım (behlül gibi değil normal gittim geleceğim yine)

A©G

21 Eylül 2010 Salı

ARKA CEPTEKİ TARAK

Arka cebinde tarak taşıyanlar ilginç gelir bana.
Başka ceplerinde taşıyanlarada aynı gözle bakarım sorun yok.
Şimdi bu adamları nasıl sınıflandırmalı?

Tedbirli adamlar mı?
Güzelliğine düşkün adamlar mı?
Antika adamlar mı?
Kılla tüyle uğraşmayı seven adamlar mı?

Ben bilemedim neyse genel olarak çepte tarakla gezenler diyelim...
Birde futbol takımı renklerinde olanlar var hiç girmek istemiyorum.

Fırt diye arka cepten çekiyorlar tarağı böyle bakakalıyorsun, emanet çeker gibi.
Hayt nooluyor oluyorsun!!
Birde böyle elle filan düzlerler geri doğru tarakla tararken.Yandan yandan keserler kendilerini.
Film tadında adamlardır valla helal olsun.

Öyle sadece belli bir kısım da taşımıyor bunu babalarımız ,dedelerimiz alt üst statü hep karışık.
Bizim yönetim katında bile var bu alışkanlık.
Üstelik çoğunluğun kel olduğu bir toplumda tarak satışları tavan yapmıştır sanırım.

A©G

8 Eylül 2010 Çarşamba

REKLAMLAR

Aga kafama takılıyor bu mevzu bir süredir. Hani şu reklamlarda filan böyle şarkılı türkülü, halaylı davullu zurnalı atraksiyonlar yapıyorlar ya akılda kalıcı olsun diye ,işte o şarkıları söyleyen kişilerin ruhi haliyetini
merak ediyorum ben.

Adam-kadın her ne ise bir ürüne türküler şarkılar düzüp çılgınca söylüyor.
Tamam aklımızda kalıyor bi şekilde o tını beynimizi kıtır kıtır kemiriyor ama ya o söyleyen o şarkıyı yazan?
Nasıl insanlardır,nasıl uyurlar geceleri ?
Hele ki bir tane makarna var anam anam unutmak imkansız cingılını , çılgınlığın ötesinde bir şey.

VERONELLİ

veronelli, veronelli
bizim makarnamız belli
işte nefis türk lezzeti
veeerooonellllliiii
ister soslu ister sossuz
ziyafetler olmaz onsuz
veronelli makarna

merak edip kendini yakmak isteyenler için:

Tanıtım Cıngılı -Şu Türklerin Yaptığına Bak

http://www.veronelli.com.tr/makarna/basinkosesi.aspx

Bu şarkıyı pardon reklamı dinlerken söyleyen kız gözümde şöyle canlanıyor, elinde koca bir bıçak
(piçak da olur yöresel) tüm ailesini katletmiş, üzeri kanlı filan, evi darma duman etmiş, mutfakta bu
şarkı eşliğnda makarna pişiriyor.

Evet abartmıyorum bu şarkı bana bu cinnet anını öncesini ya da sonrasını çağrıştırıyor.
Ben mi psikopat alt benliklerimin seslerini duyuyorum yoksa şarkı mı zaten deliliğin kendisi bilemedim.

"Sevgili günlük bugün Napolyon zaferlerinden bahsetti, ben yani Anakin Skywalker, pambık pirenses ve yedi samuray oturup dertleştik reklamlardan filan bahsettik sonra makarna bişirip yidik."

şeklinde yazmaya başlamak üzereyim, bakırköy ruh ve sinir hastalıkları koğuşundan sesleneceğim gibi hissetiririyor bana bu reklam cıngılları.Radyofobi (radyo dinleme korkusu olarak uydurdum) başlayacak
bende galiba.

Neyse canlar ciğerler olayım bu kısaca, varsa benzer deliler pardan aynı benim durumda olanlar beklerim bizim koğuşa paylaşalım dertleri.

A©G

7 Eylül 2010 Salı

OKUMAYI ÖZENDİRİCİ HAREKETLER

Beyler yaklaşın şöyle biraz , bu konu sizi daha çok ilgilendiriyor.
Şimdi biliyoruz ki okuma oranları oldukça düşük ülkemizde.Ben de dedim ki birazdan vereceğim site bir işe yaramasa bile belki eğitime katkıda bulunur.
Sitedeki hanımlar yeni bir oluşum başlatmış ve çırılçıplak kiptap okumaya başlamışlar.Hoşlarına gidiyormuş öyle.
Ama dediğim gibi ben bu durumu özellikle yurdum sınırlarında eğitime katkı olsun diye yayma çabasına giriştim.
Hangi eğitime? diye soranlara her türlü eğitime diyor ve pis pis sırıtıyorum :)))

Özetle "Ohumalık kitaap, böyle kabı olan filan" var mı diye soruyorsanız ahan da var ohu ohu bitmez...

Fazla yazmaya gerek yok zaten okuma oranları düşük demişken uzutmak abes olur.

Verdim gitti siteyi (tıklansın diye isim değiştirdim ufaktan)

seksi fotoğraflar için tıklayınız

La la koş garılar cıbıl cıbıl gitap okuyo


http://nakedgirlsreading.com/

6 Eylül 2010 Pazartesi

HAKKINI ARA-MA

Bu konuyu daha önce de okumuştum o zaman okuduğumda muhtemelen konu  henüz 8-9 seviyede ya da daha öncesiydi. Tam bir hak arama mücadelesinde dik duruş nasıl sergilenir örneği.Her normal vatandaşın yapması gereken tavır ama, evet işte amalar var. Bu amalara uzun uzun girmeye gerek yok yazıyı vereyim yeter sanırım...



Fevzi


Fevzi Budak.

Erzurum Milli Eğitim Müdürü...

AKP iktidar oldu, 2003'te görevden alındı, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Bir)


*
Beş gün sonra...
Görevden alındı, Şırnak'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (İki)
*
Bir gün sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Üç)
*
Bir gün sonra...
Görevden alındı, Muş'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Dört)
*
Beş gün sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Beş)
*
Bir ay sonra...
Görevden alındı, Kütahya'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Altı)
*
Bir ay sonra...
Görevden alındı, Çanakkale'ye gönderildi, mahkemeye başvurdu, Erzurum'a geri döndü. (Yedi)
*
Üç ay sonra...
Görevden alındı, İstanbul'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri gönderildi. (Sekiz)
*
(Başbakanımızın askerlik arkadaşı olan AKP milletvekili adayı, üç defa, Fevzi Budak'ın yerine Erzurum Milli Eğitim Müdürü yapıldı... Gözünü budak'tan sakınmayan Fevzi, üç defa mahkemeye başvurdu, başbakanımızın askerlik arkadaşını üç defa görevden aldırdı!)
*
(Fevzi Budak, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Necat Birinci'yi şikayet etti. Yargıtay, Necat Birinci'yi görevini kötüye kullanmaktan beş ay hapis cezasına çarptırdı, para cezasına çevrilerek, ertelendi. Necat Birinci, AKP'den
İstanbul Milletvekili yapıldı.)
*
(Fevzi Budak, Milli Eğitim eski Bakanı Hüseyin Çelik'i altı defa manevi tazminata mahkûm ettirdi. Kazandığı tazminat miktarı, faizleriyle birlikte 100 bin lirayı buldu.)
*
Üç ay sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (Dokuz)
*
Beş ay sonra...
Görevden alındı, İstanbul'a gönderildi, mahkemeye başvurdu, haklı bulundu, Erzurum'a geri döndü. (On)
*
(Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü, kendisini camiada küçük düşürdüğü iddiasıyla Fevzi Budak hakkında soruşturma açtı. Ancak, mevzuata göre, sicil raporunun altı ay birlikte çalıştığı amiri tarafından hazırlanması gerekiyor... Fevzi Budak altı ay bir yerde kalamadığı için, rapor hazırlanamadı! Meslekten atılamadı!)
*
Üç ay sonra...
Görevden alındı, Ankara'ya gönderildi, mahkemeye başvurdu, gene haklı bulundu, gene Erzurum'a geri döndü. (On bir)
*
Dün...
Fevzi Budak tutuklandı!
*
Erzincan Başsavcısı'nı içeri tıkan Erzurum Savcısı tarafından ifadesi alındıktan sonra, dolandırıcılık ve yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle hapse gönderildi.
(Aha bu da on iki)

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15706754&yazarid=249&tarih=2010-09-04


sitesinden alıntıdır.

2 Eylül 2010 Perşembe

TAŞINMAK

Öncelikle farklı türleri vardır psikolojisinin.

Zorunlu olarak taşınmak ile isteyerek taşınmak arasında farklar vardır.

Kiracı olmakla ev sahibi olmak bu farklara etki eder.Kiracıların başına daha sık gelen bir mevzudur.
Zorunlu olarak taşınırken deriiiiiin bir depresyon sizi bekler,hele ki böyle ufak şeyleri takan bir tipseniz "ah o eşyalar nasıl toplanacak"vs. tripleri yakanızı bırakmaz sizi bunalımdan bunalıma sokar.

Taşınıp yerleştikten sonra bile bir süre huzura ermezsiniz.

İsteyerek taşınırken o deriiiiin depresyondaki iiii harfleri daha azdır,yine kişiye göre değişir ama bunalımlar illa ki olacaktır fakat geri planda mutluluk davardır dengeler birbirini.

İkisinde de ortak nokta çoğunlukla geride mümkün olduğunca eşya bırakmaktır,taşınırken ev yenilenmesi ile eski eşyalarda gözden düşüverir.

En önemli nedenlerden birisi de onları taşırken paketlerken vs. oluşacak zorluklardan kaçınmaktır.
bu uğurda ne köşe takımları ne beyaz eşyalar ne vitrinler umarsızca geride bırakılmıştır.
O ara tırım tırım spotçu ikinci elci alrarsınız.Milyarlar  (yeni parada binler) verip aldığınız eşyalara sıfır gibi bile olsa çeşitli kulplar takıp kötüler spotçu yamyamlar ki fiyatı öldürsün. 1000 tl eşyanıza 100 verseler iyidir.

Onların değeri yenilerini alırken (afedersiniz +18) göte giren kazıklardan sonra anlaşılacaktır.
tabi artık çok geçtir.Fakat yinede insana bir hafiflik mutluluk verir geride bırakmak eskileri.iki duble rakı içtikten sonraki keyif gibidir.

Hele ki öğrenci iken taşınmak vardır tadından yenmez,herşey amatörce yapılır çoğunlukla öyle
evden eve nakliye filan olmaz, arkadaş çevreniz bir giriştimi piranalar gibi tüketirler eşyaları.
bu konudada buzdolabı gibi ağır eşyaları tek başına sırtlayıp taşıyabilecek arkadaşlarınızın olması çok önemlidir.Normalde de kavga dövüş olduğunda faydalıdır bu arkadaşlar.arkadaşınız çoksa işiniz de çabuk biter,zaten ne eşyanız vardır ki?

Yeri gelmişken hemen bir anımı anlatayım sonra devam ederim.

Hiç unutmam okuldayken çok kez taşınmıştım bir seferinde ise koca somya divanı nakliye masradı olmasın diye arkadaşınbabasının şahin marka aracının camından taşımıştık. imkansız gibi geldi değil mi?
ama oluyor anlatayım.


Öncelikle babasının şahin marka aracı olan bi arkadaş lazım.
Bir adet kilim ya da halı gibi bir örtü.
Güçlü kol el , kasları ve azim
En az üç kişi biri çok iyi şöför.
Ağır demir somya, paslı olursa daha iyi, tam öğrenci işi.


Önce eşek ölüsü gibi ağır somya arabayı çizmesin diye şöför tarafının ters tarafına kilim serilir dışarı doğru.
istenirse somya da kilimle kaplanır boyuta göre tercih meselesi.Güçlü kol kası olan arkadaşlar şöförün ters tarafındaki ön ve arka koltuğa oturarak camları taksiciler gibi sonuna kadar açarak somyayı tutarlar.
Çok iyi şöför arkadaş mümkün olan en yüksek hızda sizi gidilecek yere ulaştırmalıdır.Zira kolların taşıma kapasitesi bir yere kadardır.İstenirse ara ara mola verilir ama o zaman komik olmaz kolay olur.
Somyayı tutan arkadaşlar eşit güçte olmalıdır, eğre biri zayıfsa somyayı düşürürse yerden kıvılcımlar çıkartan somya ile tek başınıza mücadele etmek zorunda kalırsınız. Azim gereklidir dışarıdan size deli diye bakanlara aldırmamalısınız.Mümkünse gece taşınıp gözlerden uzak olunmalıdır.
Bizzat uygulanmış başarıyla sonuçlanmıştır.konu içinde geçen arkadaşlardan arkada oturup somyayı tutan kişi
olarak söylüyorum.güçlü kol kaslarından ziyade göt korkusuda taşımakta etkili olmaktadır.

Evet devam edelim taşınma konusuna kaldığımız yerden, yemek konusu örneğin ızdırap olur.
heryer alt üst olduğundan evdeki anne eş vs. çıldırma noktasındadır asla yemek yapması beklenmemelidir.
zaten herşey kolilerde olduğundan beklenmesi de abestir.Bunun yerine lahmacun ,pide ,kebap tarzı taşınma süresince gazete kağıdı serip yiyebileceğiniz gıdalara yönelmekte fayda vardır.

Koli demişken taşınmanın kilit noktası kolidir arkadaş. ister evden eve olsun ister kendi imkanlarınla olsun
kolisiz bir taşınma düşünülemez.Çok sayıda büyük boyda koli temin edilmelidir evvela.tabi yardımcı ürün olarak da koli bantı ve bolca gazete kağıdı.Cam eşyalar itina ile gazete kağıdına sarılmalıdır.giyisiler için de hurç gerklidir, komik bir kelime olsada faydalı üründür.Koli üzerlerine de açıklayıcı notlar yazmakta fayda vardır. En önemlisi de kırılmasını istemediğiniz eşyelere KIRILACAK yazmalısınız,bu taşınma işinde olmazsa olmazdır.Kelime olarak ters anlamlı gibi olsada etkilidir.

Kolileri yaparken cimrilik yapıp az bant kullanmayın bir ande eldeki koli alttan patlayıp yerlere saçılabilir.

Cıııııııırrrt caaaaarrrtt kıcvııırrrttt gibi sesler çıkartan koli bantından uznun uzun ve bol bol bant ile koliyi sağlamlaştırın.sarın sarmalayın.

Leş bir insan haline de bürünürsünüz bu süreçte ,üstbaş paspal ve kirlidir.bu geçici durumu çok takmayın.

En belalı işler bunlar gibi gözüksede aslında değildir, bürokratik işler daha fenadır.Herşey silbaştan olacaktır, elektrik, su ,telefon, doğalgaz vs. eski yerde kapatılıp yeni yerde açtırılmalıdır.Bu süreç işte esas yıpratıcı olandır. bu tip konular için emekli anne ,baba gibi akrabalara vekalet vermek çok güzl bir çözümdür.zira iş hayatında izin isteyen insana hayret dolu gözlerle bakan patronlar olduğu sürece bu vekalet işi gereklidir.yoksa patrona halil isyanı çıkarıp sonsuz izinde rahaaat rahaaat taşınırsınız.

Taşınırken genelde birşeyler az önce de söylediğim gibi illa atılır,kırılır ,kaybolur.
Ne demişler 3 korner 1 penaltı yok yok öyle değildi 3 taşınma 1 yangına eşittir diye doğru valla.

Yazı da çok dağınık oldu be, ama normal konu dağınık, kim diyebilir ki süper düzenli taşındım ben, hiç bir araya gelmemiş eşyalar bile koli içinde bir aradadır.bu yazıda böyle normal olarak.

Sonra kamyona yükleme esnasında genelde anneler "ay ay evladım dikkat et onlar bilmem nerden beri kullandığım porselenler" vs diye paniklerler.konu komşu çıkar "hımmm birileri taşınıyor galiba" edalarıyla izlerler mevzuyu.

Kavga gürültü eksik olmaz herkes gergindir birbirine patlar. uyku zaten haram olmuştur yatacak yer sıkıntılıdır
hep erken uyanılır.ara ara annelerin filan ağlam krizleri gelebilir, sizi de tüm eşyaları hazır bir araya toplamışken
benzin döküp cayır cayır yakma isteği gelebilir ama bunları taşınacağınız yeni yuvanızdaki mutlu günlerinizi düşünerek bertaraf edin.

Daha nice ayrıntılar vardır ama şu an taşındığımdan kafamda ortam da çok dağınık aklıma geldikçe gözüme iliştikçe yazarım olmadı devamını.

Sonuç olarak işkence gibi gözüksede mecburi olmadığı sürece güzeldir taşınmak , hayatınız rutinden çıkar
bir süreliğine yenilenmiş olur.
Bu sebeple şunu söyleyebilirim ki bu hayatta ne kadar az şeye sahipseniz o kadar özgürsünüz ve hayat o kadar kolay.Taşınmak da hayatın bir modeli, az eşyan varsa derdin de az.


Şu aşağıdaki gibi olsa aslında çok kolay olur ama :))))

A©G




31 Ağustos 2010 Salı

KISKANÇ KARI ALESSANDRO AMBROSIO

İyi ki Adriana'cıım geldi Türkiye'ye ve Acun'un  yarışmasına katıldı (kıskanmıyor değilim şu Acun'u da heee)

Kıskanç karı dayanamadı hemen buralara gelmişken atmış kapağı yarışmaya. Adriana'dan neyim eksik demiş.
Yazardım buradan eksiklerini ama rencide etmek istemiyorum seni Alessandro, lütfen uzatma gel yarış efendi gibi.
Ayrıca seni de severiz sevmeyiz demedik ama Adrina bizim için başka bunu kabullen artık.
Acun'un programında VARIM DİYOOOR olacağını da bu vesile ile sağa sola duyurayım dedim bu kıyağımı da unutma.
Yarın akşam bu arada ilgililere tekrar duyurulur








http://www.celebrity-gossip.net/adriana-lima/adriana-lima-swarovski-sexy-368610

(buralarda daha fazla fotoğrafa ulaşabilir son güncel fotoğraflarıdır )

http://www.hotcelebshome.com/2010/05/28/adriana-lima-swarovski-crystal-store-opening-in-madrid/





30 Ağustos 2010 Pazartesi

MİM

Vay ki vay hey ki hey.
 Ben ki kendi halimde yazar çizerken bir komşum oluverdi  adı illegalsmile , onun biloğu yanında benimki arka mahallenin çöplüğü ama sağ olsun o hiç bırakmadı bu çöplüğü. Geçenlerde de yapmış yapacağını mimlemiş beni, hemide Okurken en zevk aldığın 3 Blog sorusuna cevap olarak vermiş bizim çöplüğü. Sağ olsun var olsun.
Bir de davet göndermiş ben de severek davetini kabul ettim ve mimini devam ettiriyorum.
Saygılarımla komşum....

 1-Lakabın varmı varsa nedir ?
En çok söylenen "Manyak" kelimesiydi, çeşitli manyaklıklardan dolayı,özellikle tehlikeye olan düşkünlük olabilir bu lakaba sebebiyet.
2-Son zamanlarda diline dolanan şarkı ?
Sen nasıl başardın yüzyıllık ağaç gibisin
Nasıl böyle kaldın
Büyürken eskimeyen, eskisede değerlenen
3-en son neye - kime aşık oldun ?
denize aşıktım geçen yine oldum yarın yine olurum, denize aşkım sonsuz
4-en son okuduğum kitap/film ?
okuyamıyorum elime yapıştı kitap, Sürü var yarılarındayım ama gitmiyor.Film ise Kapı, kitap okuyamazken üst üste 2-3 filmi izleyebiliyorum :)
5-Son zamanlarda en çok özlediğin...
iki seksen uzanıp boş boş vakit geçirmek
6-Bir günlüğüne ünlü biri(oyuncu-şarkıcı-politikacı) olma hakkı tanınsaydı kim olurdun ?
Cüneyt Arkın olurdum, topkapı surlarında keklik gibi sekerdim.
7-Yarınn sabah ilk planın ?
yapmam gereken o kadar çok şey varki anlatsam fena sıkılırsınız
8-En sevdiğin Huyun ?
Huyum Kurusun (marka gibi valla) iyi arkadaşımdır, ama çok yıprattı bu huy beni (o yüzden kurusun dedim)
9-Şuanki mesleğinde - bölümünde olmasan ne olurdun ?
ninja olur alayını götünü keserdim, yok yok ülke ülke il il gezip değerlendirme uzmanı olurdum tatilden tatile koşmak isterdim.
10-Okurken en zevk aldığın 3 Blog ?
illegalsmile  çok güncel çok keyifli
agressif pollyanna  akrabam diye demiyorum komik kızdır
pucca güneş balçıkla sıvanmaz tabi, karnımı ağrıtan yazıları var okurken sıçırtıyor bazen,komik hatun biraz arıza ama kmik yinede.


ben de mimliim tabi pucca yı mimlesek şimdi sallamaz bizi, bu durumda kuzen sana çıktı ihale buyur bakalım :)


agressif pollyanna

26 Ağustos 2010 Perşembe

ANILAAAAAR 6...

Yine birgün  mahalledeyim, kankalar geziyoruz muhabbet filan böyle herzamanki gibi.
Şevket isimli arkadaş evlerinin bahçesindeki duvarın yıkılıp tekrar yapılacağını anlatmaya başladı.Babası duvar eski döküntü olduğu için yenileyecekmiş.

Anam ben bu lafı duydum ya bir coştum kafamda planlar sahneler uçuşmaya başladı, hemmen Şevket'e "yarın yıkıma beni de çağır bak sabah kaç olursa olsun uyandır gelicem" dedim.

Neden nooldu diyince  300 spartalı edası ile göğüs dışarı kendime gizemli bir hava katarak "Ben yıkacağım o duvarı" dedim.Görsen sanki Berlin Duvarını yıkıyorum.

Bunlar şaşırdı tabi ama benim de ne kadar ninja bir insan olduğumu biliyorlar, zaten Şevket tırsıyo benden kulağını yakmıştım ya hani...

Tamam dedi. O an yaşadığım mutluluğu anlatamam, gözümün önünde Cüniiiyt abimin (Cüneyt Arkın) buzdolabına filan hunharca giriştiği uçan tekmeler attığı sahneler mi sitersin çeşit çesit ninja filmlerinde havada uçan tekmeleri ile gezen ninjalar mı istersin geçip duruyor. (tarihler zamanlar filan uymayabilir bu delilikle kesin zamanlar veremiyorum o reklam belki o dönem değil sonrasında da olabilir üstüme gelmeyin sakın uçan tekme atarım)
Yıkım şekli belli ne balyoz ne belediye bizzat ben şahsen kendim ve uçan tekmem. O gece zor uyudum duvar yıkacağım diye heyecandan.
Sabah oldu beni uyandıran filan yok koşarak kahvaltı etmeden olay mahaline gittim, o da ne duvar yerle bir yerne yenisi yapılıyor :((( ühüü gözlerim karardı fenalaştım , hemen Şevket'e koşup yakasına sarıldım ve erik ağacı gibi silkeledim onu "bunu bana nasıl yaparsın" diye çemkirdim. Çocukceğiz de ık mık napiim babam filan diyebildi.
Allahın delisi ile mi uğraşacaklar sabah sabah tabi.
Yani bizim uçan tekme boşa gitti, sonradan intikam için o yeni duvara doğru uçmak istesemde sevgili arkadaşıma bunu yapamazdım.
Şevko okuyorsan beni affet zaten senin kulağı da yaktıydım kabahatim çok, çocukluk işte...

Anılar sesisin başlangıcı geride kaldı kolaylık olsun link vereyim hadi

http://hamyaparim.blogspot.com/2010/03/anilaaaaar.html

A©G

ANILAAAAAR 5...

Yine birgün yaramazlıktayım bu sefer mahalede değil şehirler arası başka bir mevkide deplasmandayım.Akşam saatleri baktım birkaç adam sote karanlık bir köşede içip muhabbet ediyorlar kafam güzel modundalar sohbet koyu, arkadaşlara dedim şunları bi ayıltalım. hemen aramızda para toplayıp en yakın bakkaldan torpil temin ettik ve 2 gruba ayrıldık, tabi ki ben saldırı timindeyim diğer gruptaki arkadaşlarda gözlemci rolünde. operasyon şu şekilde kararlaştırıldı ben ve bir arkadaş ilgili kişilere görünmeden sızma yapacak toprillerin fitilleri kısaltılıp çabuk patlaması sağlanacak ve bu eylem gerçekleştirilirken de diğer çocuklar olaydan habersiz gibi hedeflerin yakınından yoldan geçiyor gibi olayı gözlemleyip bize anlatacak.

Operasyon başarıyla sonuçlandı sızma harikaydı torpilleri yakıp adamların altına attıktan ve patlama yaşadıktan sonra yerlerinden fırlamalarını görmeliydin sevgili okur, hoş biz de saldırı timi olak göremedik ama gözlem timi detayları anlattı.* tabi ki kimse yaralanmadı sadece korku salındı.

A©G

ANILAAAAAR 4...

Yine birgün mahalledeyim, o ateş yakma mevzusu ne ise ilk insanların keşfi gibi bütün çocuklar bayılır ya işte bende yaktım ateşi çer çöp ne varsa tutuşturdum , çocuklar toplandı tabi şenlik ateşine herkes atıyor birşeyler, sonra eriyen plastiklerden biri dikkatimi çekti sopa ile kurcalamaya başladım ,hoop daldırıyorum sopayı kaldırıyorum eriyik halinde plastiklerle oynuyorum. o sırada sopayı ateşten uzaklaştırırken arkadaşlardan birisi ateşin yakınlarındaymış ,sopanın ucundaki sıcak plastik ak çocuğun kulağa damla sen, anam bir feryat figan ne olduğunu anlamdım tabi baştan sonra çocuk zurnayı düzüp koşuşturmaya başlayınca bende araziye uydum.
A©G

ANILAAAAAR 3...

Yine birgün mahalledeyim ,aklımda parlak bir fikir , etraftaki çocuklardan gönüllüler topluyorum, hepsine evden annelerinin altın kutularından getirmelerini istiyorum boş olarak tabi sadece kutu altınla işimiz yok bize kutu lazım.geliyor kutular ve birazda ambalaj kağıdı buluyoruz.sonra mahallede tırım tırım, kedi köpek gibi hayvanatların pisliklerini arıyoruz.bulduklarımızı kutulara koyduruyorum ve bir güzel paket yapıyoruz. dışarıdan bakınca içinde cumhuriyet altını bulunan kutu ama içinde kedi köpek pisliği var.
İşlek caddelere doğru yöneliyoruz ve kutuları en görünür yerlere bırakıyoruz. bir tane bırakıyoruz ve uzaktan izliyoruz kim alacak diye.kurbanlar geçiyor ,kimi görmüyor , kimi hafif tekmeleyip geçiyor,kimi de tekmeleye tekmeleye uygun bir yere getirip hoop atıyor cebe.biz gülmekten kırılıyoruz tabi.hele ki biri vardı sözlük ne sevinmişti garibim ya cebe attı paketi ikidebir çıkarıp çıkarıp bakıyordu cebinden , acaba açınca ne yaptı.bu arada pisliği koyup kutuyu direkt kapatmıyorduk oisliğin üstüne o altınların koyulduğu süngerimsi maddeyi koyuyorduk ki içine bakmak için onu alırken elini pisliğe bulaştırsın diye kurbanımız.( kurbanlardan biri bunu okumasa bari abi cocuktuk o zaman affet beparmagi bandira)

O kutular bitince bu sefer boş kolonya şişelerini,tuvaleti gelen arkadaşların gülsuları ile doldurup paketleyip halkın hizmetine sunduk.çoğunuz bu anlatılanlara belki geyik olarak bakacak ama malesef doğru sevgili okur.
Hele o çifti unutamam kibar adamcağız paketli kolonyayı alıp,açtıktan sonra önce kendi eline döktü, çocuk çişi gülsuyu gibi olsa gerek onayından geçti ki bir de yanındaki bayana ikram etti.tüh allah cezanı vermesin hiç mi kolonya sürmedin eline evvelinde.
A©G

ANILAAAAAR 2...

Yine bir gün mahalledeyim ,cepte sapan , üst baş düzgün ancak vücüüüdün çeşitli bölgeleri yaramazlık neticesinde hırpalanmış kabuklanmış vaziyette.görüntü bu. o günkü programımda kardeşim(kobay da denilebilir) ile çeşitli patlayıcıları test etmek var. malzemeler ; füze,torpil,kızkaçıran ve çatapat.

Önce torpilleri tekli patlatarak eğlenmeye çalıştım ama yetmedi , akabinde birkaç torpili bantlayarak mahallede yıkım yaratmaya çalıştım olmadı.Ne yapsam ne yapsam derken füzeleri ard arda bantlayarak(ayak kismi cikartiliriki fuze arasina fitil yerlestirilir ve bantlanir) daha yukarılara göklere ulaşmayı hedefledim, kibriti çakmamla füze havlandı ama ağırlığından ötürü(benden ötürü beya) yalpalayarak bir bilinmeze yöneldi ben ve birader ağız açık füzenin kurbanına ulaşma anını ağır çekimde izledik, o hedef malesef kendi evimizin penceresi oldu.Kaçarak uzaklaştık.

Bu yaramazlık beni kesmediğiden ekibi genişlettim mahalledeki diğer çocuklarla buluştum, tabi patlayıcıyı gören geldi.dedim gelin size ne göstericem.merakla toplandı bütün zavallılar.önce kızkaçıranların içindeki beyaz tozu bir yer döktüm,ben önde bunlar arkada merakla bekliyorlar, yaklaşıyoruz patlayıcı toza doğru kibriti çakıp hemen kaçmaya çalışıyorum onlar da arkamda, ama tabi kibrit sönüyor,bir iki üç olacak gibi değil, eeeh dedim gelin, eğildim tozun başına kurbanlar arkamda bir çakarsın kibriti heryer oldu bembeyaz duman. ben dahil bir sürü çocuk çığlıklar içinde çil yavrusu gibi dörtbir yana dağıldı yüzünü yıkamaya su arıyor,geçici körlük yaşadık feci şekilde o eski foto makinalarında puf diye patlayan beyaz toz gibi oldu aynı,şanslıymışız ki kimsede kalıcı birşey olmadı.

Birkaç saat geçip çocukça aptallıktan olsa gerek tüm olanları unutup olaya devam ettik, elimde son olarak şerit şeklinde satılan çatapatlardan kalmıştı onu da eve dönüş yolunda kullanmak üzere saklamıştım.duvara sürtüyorum çıtır çıtır mini patlamalar oluyor hoşuma gidiyor, sonra değişik bişey yapalım dedim kardeşime yere koy sen şeridi ben taş atayım patlasın fikrini sundum, zavallım hemen işe koyuldu o daha yere sererken bir patlattım taşı çatapata,hoop bir parça patlayarak çocuğun kafaya düştü hala patlar halde biraderin kafadan dumanlar çıkartıyor bu da koşturuyor tabi kaffadaki yangınla,neyse ki ciddi bir yaralanma olmadan atlattık.annem ve babam tarafından cezalandırılarak patlayıcılarla olan bağıma son verildi haliyle.
A©G

25 Ağustos 2010 Çarşamba

BEN HEP BÖYLE ARKADAŞ OLMAK İSTEDİM, ARKADAŞLARIM HEP BÖYLE OLSUN İSTEDİM

Ben hep böyle arkadaş olmak istedim,arkadaşlarım hep böyle olsun istedim...
Hayatın hep böyle olsun isterdim ama olmadı en azından hayatın böyle olduğu zamanlarda yaşasaydım ama o da olmadı...

Aşağıda çok güzel ama bir o kadar da acı bir hayat hikayesi var, karakterleri de çok iyi tanıdığımız isimler.
Daha önce de bu hikayeyi paylaşmıştım ama Yılmaz Özdil son KPSS rezilliğinden sonra taşı yine gediğine koymuş.
Ben de paylaşayım dedim.

A©G




KPSS

KPSS


Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda dümen yapıldığı...


“Öğretmen”lik sınavında 120'de 120 doğru çıkaranların, cemaat-tarikat mensubu olduğu... Tesadüfe bak, karı-koca veya aynı evi paylaşan tiplerin, imkânsız skora ulaştığı... Soruların sızdırıldığı, iddia ediliyor.

*
Sene 1943.

*
Ankara Atatürk Lisesi'nin en pırıltılı iki öğrencisi -birbiriyle canciğer- devlet bursuyla yurtdışında eğitime gidebilmek için, Milli Eğitim Bakanı'nın makam odasına girerler. Bakan bakar çocuklara, “sen oğlum, fazlasıyla hak ettin, gideceksin” der... Sonra öbürüne döner, “sen oğlum, fazlasıyla hak ettin ama, gönderemem, kalacaksın” der. Çocuklar çıkar odadan...

*
“Kalan” elini cebine sokar, yıllardır biriktirdiği harçlıklarını “giden”e uzatır, al bunu lütfen, hiç olmazsa amacımı kısmen gerçekleştireyim der... Kucaklaşır, vedalaşır iki arkadaş.
*
Giden, Gazi Yaşargil.

*
Kalan, Can Yücel.

Milli Eğitim Bakanı'nın oğlu!

*
“Torpil yapıldı” demesinler diye, hak ettiği bursu alamayan Can, hiç kırılmaz babasına... Vekil oğlu olmak, hep ağır gelmiştir ona zaten... Protokol “portakal gibi bi şey”dir onun için, bi kez olsun binmez makam arabasına... Türkiye'nin en heyecan verici şairi olur, diliyle, zekâsıyla eşsizdir ama, bana göre en muhteşem şiiri, boyun eğmeden yaşadığı hayatının ta kendisidir... “Ömrümce muhalif yaşadım, onun için kan grubum RH negatif” der... İçeri tıkılır, kitapları toplatılır, tınmaz bile... Alnı açık yürür, Cambridge'e gitmeyi başarır.

*
Gazi, İsviçre'ye gider, Almanya'ya, oradan ABD'ye... Beyin cerrahisinde çığır açar, ordinaryüs olur, ABD'de “yüzyılın adamı” seçilir. Türkiye ise, askerlikten kaçıyor diye, vatandaşlıktan atarak ödüllendirir onu! Vatansız kalır... Sonra utanıp, Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası ve Milli Egemenlik Onur Ödülü verdiler, orası ayrı.

*
Gazi'nin oğlu olur, “Can” adını koyar...

Can'ın oğlu olur, Gazi elinden tutar, cerrah yapar... “Rengahenk” isimli kitabını Gazi'ye ithaf eder Can, “Beynin Piri Reis'i” der arkadaşı için.

*
Ve, son nefesini verirken, ABD'den gelen oğlu, kulağına eğilir Can'ın, “Gazi'nin selamı var, seni çok seviyor” der... Can'ın duyduğu son sözlerdir bunlar, gülümser, kapatır gözlerini.


*
Aynı dakikalarda, binlerce kilometre uzakta, Can'dan gelen paketi açar Gazi... Arkadaşının son eseri “Mekânım Datça Olsun” isimli kitap çıkar içinden... Açar kapağını, bakar ilk sayfasına ve ağlayarak okur, son el yazısını: “Gazi, gözümün bebeği, giderayak...”

*
Offf, of.

*
Öz oğluna bile hak ettiğini vermeye utanan Milli Eğitim terbiyesinden... Torpille, tezgâhla, şaibeyle kaynamaktan utanmayan Milli Eğitim zihniyetine.
*
Dönem arkadaşına cebindeki parayı, üstüne yüreğini çıkarıp veren pırıl pırıl öğretmen oğlundan... Dönem arkadaşının cebindeki parayı, geleceğini çalan ahlaksız öğretmen bozuntusuna.
*
Değerli öğretmen adayları...“Her Şey Sende Gizli” şiirinde şöyle der Can:

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme, bil ki...

Ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi...


*
Sakın bitti sanma...

Her şey sende gizli.

Boyun eğme asla.

Cumhuriyet'e sahip çık.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15622578&yazarid=249&tarih=2010-08-24

YILMAZ ÖZDİL

4 Ağustos 2010 Çarşamba

KANLICA

Kanlıca denilince pek çok insanın aklına sanırım meşhur
Kanlıca Yoğurdu geliyordur.

Hani şu pudra şekeri ile yenilen leziz şey.

Ben ise Kanlıca denilince daha çok eski işimi hatırlıyorum ,
4 sene o taraflarda takılınca normal tabi.

Pek çok öğle yemeğini zaten Kanlıca sahilinde yerdik.

Balık restaurantları,deniz havası,yoğurdu vs.
ile güzel bir yer Kanlıca.

Avrupa yakası bağımlısı olarak "karşı tarafta yaşayamam" paranoyasına ben de sahibim.
Bu konuda tek istisnam şimdilik kanlıca gibi gözüküyor bir imkan olsa orada yaşayabilirim bak.

Neyse uzun bir aradan sonra ilk defa tekrar gittim ,balık yedim üzerine korkmadan Kanlıca Yoğurdu'nu da indirdim mideye.

Sonra gidip deniz kenarında oturup boğazı izledim,izlerken pis boğazlığa devam edip türk kahvesi içtim.

Birkaç çılgın çaybahçesinin çatısından boğaza fırlattı kendini,
şansıma fotoğraflayabildim o anı.

Bir de Sponge Bob ve arkadaşları ile karşılaştım.
Yoğurt yemeye geldik abi dediler.






Yedik içtik gördüklerimizi de paylaşalım değil mi buyurun.






Fotoğraflar geçen haftadan...

30 Temmuz 2010 Cuma

Kuzey Ege Ziyareti

  Bir kısmınız biliyorsunuz zaten denize olan tutkumu.
Tabi haliyle deniz ile ilgili ne varsa ben oradayım.
Serbest dalış ve zıpkın avcılığı ile de haşır neşirim.
Yanda gördükleriniz ise son dalışımdan avlar.

Eminim bazıları bu tür olayları vahşet vs. olarak değerlendirecektir,kendince haklılardır ama bu sporla uğraşan pek çok arkadaşım ve ben çok duyarlı davranmaya çalışıyoruz,gereğinden fazla avlanmayız mesela,belli büyüklükte balıkları seçerek avlarız,
soyu tükenen türleri sadece izleriz,

su altında canlılar için tehdit oluşturacak ağ parçaları ip vs.
görürsek keser atarız yada çıkartabiliyorsak çıkartırız.

Ağa dolanmış balık görürsek  hazır hedef demeyiz kurtarırız.

En son dalışımda dev mavi bir deniz anasını oltacıların kopmuş misinasına dolanmış olarak gördüm ve misinayı keserek kurtardım.

Kısacası bu yazıyı bakın ben bunları vurdum diye yazmıyorum insanları bu tür sporlara olumsuz bakışını yumuşatmak istiyorum.Aynı zamanda da doğaya karşı duyarlı olmaya çağırıyorum.

Teknelerin tonlarca büyük küçük demeden dip yapısını bozarak avlanması yanında bir zıpkıncının avladığı standartlar dahilinde 3-5 balık bu pencereden bakınca sanırım vahşet olmayacaktır...

Hoşçadalın ;)

A©G

21 Temmuz 2010 Çarşamba

DÜĞÜN DERNEK

Az önce ekşi sözlükte bir başlık gördüm "crazy  dance in dağıstan"
anam anam linke tıklamamla şenlik başladı. Aslında Dağıstan değil Dağıtsan olmalı ismi...
Biliyorsunuz daha önce de "crazy  dance in kayseri" vardı onunla kopmuştuk günlerce.
Bu videodaki arkadaşlar çıtayı yükseltmişler Kayseri'yi geride bırakmışlar.

İki düğünde de unutulmaz anlar yaşandığı gerçek ancak dağıstan versiyonunda bazı sahnelerin
üzerine yok bence.

Bir grup var, o grup ne içtiyse toz olmuş uçuşuyorlar.İçki gerçek anlamda su olmuş akmış belli,duş almışlar adamlar içki ile.Efendim yerlerde paspas olarak görev yapanlar mı istersiniz düşüp kalkanlar mı istersiniz birbirlerinin kafada çeşitli şeyler kırmalar mı istersiniz yoksa saçma sapan dans figürleri mi dersiniz hepsi bu videoda.

Öyle anlar var ki belleklerden silinmesi imkansız.Örneğin bir arkadaşın ayakkabısını çıkarıp
misafirlere içerisinden içki içirmesi gibi.

Talihsiz anlar da yok değil, zavallı yaşlı bir adamcağızı amerikan güreşçileri gibi
yerden yere vurdukları an içim cızzz etti.
Zaten adam da baygın ya da daha kötü bir durumda salonu eller üzerinde terk ediyor...

Hele ki bir sahne var onu unutamıyorum yere düşen adamın üzerine takla atan adam.
Nasıl bir harekettir o çözmek imkansız.

gelsin video

http://www.liveleak.com/view?i=4ff_1279636227

Alternatif link

http://www.roozvideo.com/video/378/dagestan_wedding/

19 Temmuz 2010 Pazartesi

I Hear It Was Charged Against Me

duydum beni yerleşmiş inançları yıkmaya çalışmakla suçluyorlarmış, 

ama gerçekte ben ne yerleşmiş inançlardan yanayım ne de onlara karşı


ben, manahattan’da, bu devletler’in bütün kentlerinde, içerlerde, kıyılarda


tarlalarda, ormanlarda, suları yarıp ilerleyen bütün teknelerde


sırtımı koca koca yapılara kurallara, güvenilen kişilere dayamadan 


arkadaşlığı öveceğim ve bütün yüreklere arkadaş sevgisini sokacağım.


onu yerleşmiş bir inanç haline getireceğim.


Walt Whitman (Mehmet Fuat)

15 Temmuz 2010 Perşembe

KOVA BURCU

Burçtu faldı anlamayız biz erkeler, aklımıza bile gelmez ama az önce bloggerda gezerken birşey fark ettim,

Profilimi düzenlerken ilgi alanları bölümünde yazdıklarımı link olarak gösteriyordu "FOTROĞRAF" olana tıkladım, ne göreyim ortak ilgi alanı olan binlerce blogger, bir kaçına da ziyarette bulundum hatta.

Ama esas dikkatimi çeken neredeyse tümünde ortak başka nokta fotoğraftan sonra KOVA burcu olmaları.
Demek ki böyle birşey, biz kovalar gezip tozmayı özgürlüğü sanatı vs seviyoruz...

Tüm kovalara selam ederim.Araştırdım öğrendim yükselenim bile kovaymış vay anasını be...
Yakında gazetelerden fal okumaya başlarsam şaşırmayın

MUZLU SÜT VE MISIR GEVREĞİ

Ofiste acıktım akşam spora gidicem yiyecek aranıyorum, hatunlardan birisi sağ olsun "muzlu süt var" dedi.
Dün de cornflakes vermişti, düşündüm o cornfakes ile muzlu sütü karıştırıp yiyeyim.
Aklıma edeyim o nasıl bir lezzet öğğğgg kusacağım çaktırmıyorum  ama iğrenç oldu, kızceğizi de kafaladım o da yaptı kendine.meğer bana küfürler ediyormuş o da çaktırmıyormuş.Bir de kıza utanmadan süt bozuk mu diye sorunca mevzu patladı :))) Zehirlenmesek bari dedim hatun bana "yarın sıça sıça işe gelmeyelim de iyidir" dedi.Zuhahahahha

Siz siz olun bu ikiliyi karışrırmayın aman ha...

12 Temmuz 2010 Pazartesi

SEN NE GÜZEL ŞEYSİN TATİL

  Tatile giderken arabası soyulmuş birisi olmama rağmen tatilim muhteşem geçti,nazar değmesin hiç aksilik yaşamadık.Hava civa olmasın çok fazla detaylara girmeyeyim zaten yukarıda blog girişinde birkaç fotoğraf var tatil ile ilgili.(hava olmasın deyip fotoları döşeyen adam) Ama şunu söylemeden edemeyeceğim, yediğim en güzel deniz ürünleri Dubrovnik'teydi.Hele ki kalamar, enfes...
Nasıl hayvan gibi deniz ürünü yedik buyurun bakın,yediğimiz içtiğimizi de paylaşalım arsızca.

Bence işyerlerinde izin üç aşamalı bir sistem olmalı.
Tatil öncesi
Tatil zamanı
Tatil sonrası

Burada önemli olan öncesi ve sonrası süreçleri.Tatile çıkacak kişiye çıkmadan önce bir gün ve döndükten sonra adaptasyon için bir gün versinler olmaz mı? Tabi sözüm benim gibi izin fukarası adı şirket kendisi köle tüccarı olan yerler için geçerli.Hayal işte dokunmayın bana tatil sonrası iç dökmelerimi yaşıyorum.


Oysa öğretmenler öyle mi, anam anam nasıl imrenip özeniyorum bilseniz.
Her tatilden sonuna kadar istifade etmek ne kadar da güzeldir.
Keşke olabilsem ama herkesin harcı değil tabi böyle meslekler.
Sonuçta böylesine önemli bir mesleğin tatili de güzel olacak tabi öğretmenlerin hakkı gözüm yok imreniyorum işte...

Dediğim gibi çok güzel bir tatildi, zaten hangisi kötü ki?

Bu şarkıda benim gibi tatil sonrası perişanlarına gelsin,
vur davula davulcuuuu... (Groove Armada-My Friend)



A©G
-------------------------------------------Devam-----------------------------------------------------------


Dubrovnik'e gider gitmez ilk işimiz araba kiralamak oldu 1,9 dizel Polo ile gezmediğimiz yer kalmadı.
Sanırım tatilde yaptığımız en faydalı harcamaydı.

Her ne kadar tur rehberleri "yapmayı etmeyin buraların trafiği sakattır(gerçekten de mal gibi kullanan turistler baya sakattı,adam gözüne güneş geliyor diye önü boşken bomboş yolda frene bastı arkadaş ya) gümrüklerde(kardağ ve bosnaya gittik de ayrıca) sorun çıkarırlar bekletirler" desede hiiç oralı olmadık.Araba ile 5 günde 800km den fazla yol yaptık o derece gezdik yani.

Hatta bir gün Mostar'a gitmek için kapıya geldiğimizde bi tur otobüsü ile karşılaştık bizimkisi değildi ama başka bir turdu işte.
Otobüsü almışlar kenara bagaj magaj inceliyorlar,biz de pasaportu gösterip kahkahalarla geçtik sınırı :)))
Mostar köprüsünden atlayan bir cengavere de rastladık,güzel oldu.Hatta son anda bir fotoğrafını
çektim onu da ekleyeyim.
Aslında seri çekim yapacaktım ama bir anlık dalgınlıkla kaçırdım, oysa yaklaşık 10 dk beklemiştim atlamasını.Yavşak bir an kafamı çevirmemi beklemiş sanırım beni mi kesiyordu oradan anlamadım ki...

Zaten artistik atlamadı göt yemedi sanırım çivileme daldı, ben yukardan bakamıyorum bile ama olsun çekemedim ya fotoları bok atayım dedim.




Diğer bir mevzu da Karadağ Kotor merkezde oldu, çok kafa bir garsonla tanıştık, pizzaları yaladık yuttuk,adam durmadan italyanca şarkılar (felicita) mırıldanan fırlama ve zeki bir tipti.
Restaurant ve pizzalar da harikaydı.
Neyse kalkarken sordum buna "dayı biz Budva'ya gidicez ortamlara akıcaz hele bi tarif et bakalım" garson da önümdeki servis kağıdını çevirip çizmeye başladı haritayı "ayıp ettin yiğenim ahan da buradan buradan gideceksin" diye bir güzel yazdı çizdi anlattı. Sordum "ne kadar sürer yol dayı" diye, fırlama güldü böbürlenerek "yiğen şimdi ben gitsem 45 dk oradayım ama sen 1 saatte filan gidersin" dedi.Bu arada Kotor sokaklarında gerken bir tanıdığa da rastladık,fotoyu veriyorum reklam olsun :)) pek kullandığım bir marka değil ama olsun...

 Eh dedik fena değil. Çıktık yola , ula daha 15-20 dk oldu olmadı bi baktım BUDVA yazıyor tabelada harirtaya bakıyorum filan doğru.Sonra koptuk tabi meğer yol o kadar uzak değilmiş tabi bunlar yavaş giden kurallara uygun insanlar olduğundan olsa gerek (biz de çoğunlukla uyduk kurallara yanlış  anlaşılmasın) süreyi öyle söylemişler.Oysa bilse bizim İstanbul şöförü olduğumuzu dermiydi hiç öyle :))



Geldik merkeze plajları kumsalları ile ünlü bu yerde mekan bakıyoruz.Yolda bir kıza denk geldik takmış kulaklıklarını elinde plaj çantası ayağında terlik şıpıdık şıpıdık yürüyor. Yanaştık yamacına "acep dedim buralarda bize bir plaj söyleseniz de gitsek oralara nasıl olur?" iyi kızmış sağ olsun "olmaz mı şurlar buralar var ben de gidiy.." demesine kalmadı "atla arbaya ne duruyorsun" dedim. At hırsızı tipli olmadığımızdan olsa gerek kızceğiz çekinmeden bindi arabaya.
Yolu tarif etti,otoparka bırakacağımızı filan anlattı ama o sırada otopark 20 euro demez mi!!! arkadaşıma ;
"ulan olum gel kızı sallayalım gidelim ara sokaklara bırakalım arabaya" diyorum ,gülüşüyoruz. Kız da anladı sanırım               "evet çok pahalı ben de o yüzden yürüyorum" filan dedi,
koptuk beraberce.Şemsiye açılmaz nasılsa artık dedik 20 euroyu gözden çıkardık. Girdik otoparka meğer 2 euro bile değil.
Ah dedim "Milita (yoldan aldığımız Karadağ'lı kızın ismi böyle birşeylerdi) korkuttun bizi" güldü "evet yanlış biliyomuşum dedi"

Neyse bıraktık arabayı sohbet filan derken geldik plaja ablamızı arkadaşlarının yanına uğurladık biz de plajda kendimize en güzelinden bir yer bulup denizin tadını çıkardık.Tüm gezi boyunca en çok beğendiğim yer Karadağ-Budva oldu, tekrar gitmek üzere hafızaya aldım,muhteşem bir yer.


Bir başka gün ise Dubrovnik merkeze yakın güzel bir plaj keşfettik,atladık polomuza gittik.Bir süre yüzüp eğlendikten sonra bir bayan bana bakıp gülümsedi ve "Türkiye'den misiniz?" diye sordu.Aha nerden anladı bu diye düşünürken sonradan anladım ki konuşmalardan çakmış mevzuyu.Bu ablamız meğerse Efes'in eski ünlü oyuncusu Nikola Prkacin'in eşiymiş.Çok şeker sıcak kanlı bir ablamızdı 3 çocuğu ile plajda takılıyorlardı.Konuştuk uzun uzun tam bir İstanbul aşığı çıktı,özlemle bahsetti 4 sene yaşadığını anlattı İstanbul'da.Türkçe konuşmaya çalıştı bizimle.
Bu arada  öyle hava atmak için vs söylemedi eşini ben sordum "İstanbul'da mı çalıştın" filan
diye o zaman anlattı.
Hatta 2010 şampiyonası için İstanbul'a geleceklerinden bahsetti,konuştuk anlaştık,kaynaştık.
Daha sonra kocası geldi onunla da tanıştık,nazik bir amcaydı  o da, o
nunla da fotoğraf çekildik.
Hırvatlar su topuna bayılıyor her yerde su topu sahaları var ,amcamız da zaten bütün gün arkadaşları ile su topu oynadı.O günümüz de çok renkli bir şekilde geçmiş oldu.Plaj ve deniz de harikaydı zaten.



  Gezimizin diğer günlerinden birinde merkeze indik akşam yemeği için,gözümüze bir yer ilişti tıklım tıklım,sanki aş evi ,ramazan çadırı mübarek.
Dedik burası iyi olsa gerek.Ama yer yok.
Bir ara arkadaş gözden kayboldu ileride baktım beni çağırıyor ,birisi kalkıyormuş zıplamış hemen.Ben duymadım oraya giderken o "gel gel bu pezevenk kalkıyor" demiş. Çocuk tek başına oturuyordu ve para çıkartmış sayıyordu, gittim yanına . İngilizce olarak "kalkıyormusunuz acaba" dedim çocuğa, çocuk da ters ters ve Türkçe olarak "evet
kalkıyorum" dedi.O sırada biizm hatunlardan biri geldi "ooo burası pahalı baksana tipe baya para çıkardı" diye geyik yapıyor,bende kaş göz yapıyorum susması için :))) Ulan dedim bu herif niye alındı kendi kendime. Tabi haliyle bizim fırlama arkadaşın dediğini duymuş :))) bir de üzerine parasal geyik yapınca tam oldu.
İiyi çocukmuş sağ olsun terslemedi bizimkileri.Hatta sağ olsun bize güzel menüler önerdi,sayesinde harika
bir sardalya yedik.Dostum kusura bakma bizimkilerin valla okuyorsan özür dileriz, klasik Türk huyu işte :)

Bu arada gezimiz sırasında Dünya Kupası maçlarını ihmal etmedik, İspanyol taraftarlar çok seviçliydi haliyle..
Espanyool espanyool diye çığırıyorlardı sokaklarda keratalar.
Çok gürültülü bir millet ya, avaz avaz konuşuyorlar yemek yerken bile
hele bi tane emo tipli karı vardı sarılı siyahlı saçlı ağzına ağzına vurasım geldi,fotoğrafını çekmedim bak onun ya neyse..


 Mljet adasında bulunan kadife gibi yumuşak kumlu plajı da ziyaret edip keyif yaptık.Hırvatistanda çoğu yer iri çakıl taş plajlardan oluşuyor,bu sebeple kum plaj kıymetli haliyle :)










Dubrovnik merkezde "stari grad" denilen yerde bir yarışma eğlence gibi atraksiyonları var.
Böyle duvara bir çıkıntı yapmışlar
eğimli ,dar ve kaygan bir taş.
Herkes oraya çıkıp üzerinde durmaya ve duruken
de t-shirtini çıkarmaya çalışıyor.
Orada olduğum süre boyunca sadece bir ufaklığın başardığını gördüm, ben de denedim ama çok
zordu başaramdım malesef.
Biraz durur gibi olurken arkadaşım arkadan tuttu t-shirti sıyırdı :))) ,tam o sırada da bir kaç rus kızı
eki eki diye gülüşerek fotoğraflarımı çektiler,
rus sitelerinde fotoğraflarım cirit atıyor olabilir.


Netice itibari ile koca bir tatili çıtır çıtır yedik dostlar,elimden geldiğince de paylaştım, saygı sevgi,arayı açmayalım lütfen.

A©G