boşuna ninjayız demedik işte kapı gibi diplomam

Flickr Hesabımı Ziyaret Etmek İstersen Buyur

invicto - View my most interesting photos on Flickriver

24 Mart 2010 Çarşamba

NOTLAR

İnsanlara müdahale etmemek kadar zor bir şey yokmuş…
Hele benim gibi bir karaktersen çok zor çok.
İyi kötü , doğru-yanlış fark etmeksizin karışmayacaksın,bırakacaksın kendi hallerine, bir dene ne demek istediğimi anlayacaksın benim gibiysen eğer.
O an o karışma müdahale etme dahil olma hissi geldiğinde kendini bir durdurmaya çalış, çok zor ve tuhaf bir his kaplıyor benliğini.
Sanırım şu anda beni zorlayan bu durumu zamanla başarırsam belki de daha mutlu olacağım…
Deniyorum.

A©G 24/03/2010
---------------------------------------------------------------------------------
Genelde çoğumuzun kafasına takılan, ula şuraya nasıl giderim,taksiyle gitsem kolay olur ama ne kadar tutar gibi
sorular çok olmuşki bununla ilgili bir site yapmışlar,iyi de yapmışlar güzel olmuş takdir ettim kendilerini.

Bende buradan ufak çevreme duyurayım dedim ihtiyaç olursa diye...

http://www.taksimetrik.com/  sağ üstte taksimetreye basıp hesaplama yapabilirsiniz

A©G  05/04/2010
---------------------------------------------------------------------------------

23 Mart 2010 Salı

ASABİ SİGARA BÖREĞİ

Benim haricimde kimsenin başına gelmediğini düşündüğüm bir mevzuyu paylaşmak istiyorum.
Olayın kahramanları ben ve sigara böreği.
Öğrenci evi modundayız.

Önceden annemin hazırlayıp dolaba attığı sigara böreklerini gözüme kestirdim o günkü öğünümde.
Çıkarttım dolaptan ,tavaya yağı koydum yaktım ateşide bir güzel.
Bir bir inci gibi dizdim sigara böreklerini tavaya.Neyse yanmasın diye başındayım çeviriyorum filan, aniden (zaten hep ani olur bu tip şeyler) sigara böreklerinden birisi bir volkan edasıyla patlamaz mı! Kendimi mutfaktan zor attım.Patlama derken boom gibi değil volkanların lav fışkırtması gibi düşünün.Tabi burada fışkıran lav değil sıcak peynir. Asabi sigara böreeeee Etna oldu püskürttü sıcak peynirleri lorları bana doğru.
Annem sağ olsun düşünceli kadındır malzemeden çalmamış.Sigara böreğini kapasitesi üzerinde doldurmuş olacak ki ısı ve basınçla peynirler üzerime doğru patladı, neyse ki ninjalık günlerimin verdiği atiklik ile tencere kapağını kalkan gibi kullanarak saldırıyı savuşturdum dostlar.Zafer benimdi acımadan yedim sonra hepsini.(nihahahhaha kötü adam gülüşü)

A©G

18 Mart 2010 Perşembe

ANILAAAAAR 1...

Yine bir gün Bakırköy’e gittim , o zamanlar fazla alışveriş merkezi yok karuseli(carousel) var galeriyası(galeria) var.

Karusele attım kendimi geziyorum ,Wc ihtiyacı doğdu, hemen en yakındakine girdim (en üst katta sinemanın oradaki) pisuvarları tercih etmedim ya da doluydu hatırlamıyorum.
Muhtemelen rahatça işimi görmek için normal klozetli kabinlere yöneldim.İçeri girdim tuvaletimi yaptım (merak edenlere küçük tuvalet diim, hayır sıçmadım) tam çıkarken şırıl şırıl akan göt yıkama musluğu (tahret musluğu galiba oluyo) gözüme takıldı, maalesef iyi bir insan olduğumdan ,dedim kendi kendime yazıktır günahtır boşa akıyor sular yeşili sev doğayı koru kapa musluğu.
Ama bir yandan da hijyen duygusu alı koyuyor beni ellemek istemiyorum musluğa,sanki boklu gibi hissediyorum dokunacağım yeri.Neyse pratik zeka kafayı çalıştırdım dedim ulan ben bunu ayağımın ucu ile çevirir kapatırım hem elimi boklamam hem doğayı korurum.
Ama öyle olmadı sıçtımın musluğunu ters yöne çevirmişim ayakla da yapınca biraz ayarsız oldu çevirme işlemi.
Sen musluk sonuna kadar bir açıl itfaye hortumu gibi tazyiği bi ver, su klozetin içinde karşı tarafa jet hızı ile çarpıp oradan doksan derece yukarı tavana doğru fırla ve benim baştan aşağı yağmur ol yağ.
Heh al sana hijyen, elini boklamayacağım diye tepeden aşağı boklu suyla yıkandım.O panikle eğilip hemen kapattım musluğu ama bi kere duşumuzu da almış olduk.
Hemen kafayı öne eğip topuk terki diyar eyledim karuseli o gündür gitmiyorum bi daha da.
Demek ki iyilikten maraz doğar diye boşuna dememişler atalar.Elinizi öperim atalarım.
A©G

ZAMANI DONDURMAK

En sevdiğim uğraşlardan birisi fotoğraf. En sevdiğimle en iyi şekilde haşır neşir olabilmem için en sevdiğimden aldığım hediye de ayrı bir anlamlı tabi.Bu vesile ile kendisine buradan da teşekkür ederim.

Çekilmekten hoşlanmasam da çekmek çok başka bir şey.

Seviyorum ben bu işi, elimden geldiğince de makinayı yanımdan ayırmam zaten.
Fotoğraf bir nevi zamanın dondurulması, hayattan kaybettiğin vakitlerden bir anı söke söke geri almak gibi.

İşte öyle bir anda yoksa yanında fotoğraf makinen o senin gerçekten kayıp zamanın oluyor.

Fotoğraf uğraşımı böyle yazılarla anlatmak hem kolay değil hem hoş değil, bu sebeple ekledim bazılarını, blog içinde üstte FLICKR olan ve değiş tontonda durmadan değişen az sayıdaki fotoğraflar bendenize ait.Canlarım benim bakıp bakıp övünüyorum onlarla.Azlar çünkü ,hem çok vakit yok çekim yapmak için hem de öyle çatur çutur fotoğraf çekmeyi sevmiyorum.Sadece o işe vakit ayırıp onunla meşgul olmak istiyorum.
Gözümüm gördüğüne kalbimin de bir tepki vermesi gerekiyor o anı karelemek için hissetmek istiyorum bana bir duygu yaşatmalı iyi ya da kötü.

Tabi duygu olmadan da pek çok foto çektim çekeceğim ama onları hatırlamayacağım ve insanlarla paylaşmaya çabalamayacağım galiba.

A©G

16 Mart 2010 Salı

KADER

Çok tartışılan bir konu da olsa var mı yok mu diye bir şeyler olduğunu düşünüyorum.

İsmi kader olur ,karma olur vs. ama bir mevzu var.

Geçtiğimiz Cumartesi günü daha iyi anladım ya da etkilendim bilemiyorum.
Evden müzeye gitmek için çıktım ve her zaman kullandığım yolu dalgınlıkla kaçırdım (kader dediğim olay burada kendini gösteriyor işte) normalde yapmayacağım bir şey.
Sonra başka bir yoldan dönmek için devam ettim.Viraja geldiğimde kader benden önce oraya ulaşmış bekliyordu.Uzatmaya gerek yok ne olduysa artık takla atıp kaza yaptım ama yaptığım kazanın boyutuna göre neredeyse hiç yaralanmadan kurtuldum.Kaza anı söylenildiği gibi hayatım film şeridi gibi geçmedi gözlerimin önünden.Hatta öleceğimi bile düşünmedim hiç , sadece takla atan sürüklenen araç dursun istiyorsun hemen.Aynı yükseklik korkusuna rağmen dönme dolaba zorla bindirilir ya da merakına yenik düşüp binersin ya, sonrada inmek için can atarsın öyle bir şeydi.

Neticede kaderde taklacı güvercin olmak varmış diye düşündüm, tabi yine aynı kader de kurtulmak da varmış… Şükürler olsun.
Kader kelimesi böyle bir anlam kazandı işte, her zaman gittiğin yolu şaşırıp kaderinin çizdiği yola sürüklenmek.(dikkatsizlik kişisel hatalar vs. vs. bunları hiç tartışmıyorum bile belki kolayına kaçıp “kader” olarak isimlendirmek iyi geliyor)
Hepsinden öte faydası yok değil bu tip olayların. Derler ya “bir musibet bin nasihattan iyidir” diye aynen öyle. Pamuk gibi oluyorsun sakinleşiyorsun ,pozitif bakış açısına geçiyorsun.Tabi bu ne kadar sürer henüz bilemiyorum…



A©G 16/03/2010

12 Mart 2010 Cuma

LOST SÖZLÜKTEN SEÇMELER

http://lostforum.gen.tr/sozluk/sozluk.php?process=word&q=berber

http://lostforum.gen.tr/sozluk/sozluk.php?process=word&q=bana+bisey+olmaz

http://lostforum.gen.tr/sozluk/sozluk.php?process=word&q=sehirler+arasi+otobus

http://lostforum.gen.tr/sozluk/sozluk.php?process=word&q=musluk+suyundan+hava+tahmini

ÇAKMAKLA TÜP KONTROLÜ

Ufaktan karalayalım bakalım ne çıkacak.Ne yazacağını bilmeden yazmak oluyor işte bu.Ama geliyor yazdıkça bir şeyler…

Biraz gerilere gidesim var bu yazıda, zira eskiden daha komikti ya da o zaman komik olmayan şeyler şimdi komik geliyor bana. Tüp gaz kaçırıyor mu diye çakmakla kontrol edilen bir döneme tanık olunca İster istemez şimdi komik geliyor her ne kadar o günler dehşet içinde karşılasam da bu tip olayları.

Boşuna her renk Ninja filmi seyretmiş adamın günlüğü demedik, o dönem sadece Ninja filmi seyretmekle geçmedi hepimiz birer Ninja olduk istemeden. Böyle adrenalin dolu mevzular içerisinden kah yıldız atarak kah dumanı verip poff kaybolarak sıyrılıp gelebildik bu günlere.

Tüp demişken, mahallede çocuklarla oynuyoruz bir baktık paat diye oynadığımız alanın yakınına büyük boy bir tüp düştü yukarıdan. İlk şoku atlattıktan sonra çil yavrusu gibi dağıldık ortalığa.Kaçarken bir yandan da bakınıyoruz, yukarıda apartmanın birinde lavukante bir tüpçü gülüyor bir yandan da “kaçmayın la bebeler bişşii olmaz” diye çığırıyor. Ardımıza bakmadan topuklar göte vurarak olay mahalini terk ediyoruz güvenli bir bölgeye doğru.

Şimdi şimdi daha iyi anlıyorum o lavukante tüpçü asansör olmadığından olsa gerek onca merdiveni tüple inmektense camdan fırlatıp tüpe kamikaze dalışı yaptırmayı tercih etmiştir.

Başka bir versiyonu da küçük tüpü ayağında top gibi sektiren tüpçüdür. Tabi boş olanı.

Ulan ne mevzuymuş arkadaş ya yazdıkça geliyor bak ,nedir benim bu tüpçülerle yaşadığım travma.

Ama vardır bizim insanımızda böyle yaptığı işle fazla haşır neşir olup şaka yapayım derken bokunu çıkarma.Gazetelerde (ilk elden yaşamadığımız için şanslıyız) az okumadık tüp patlamalarını , kompresörle arkadaşının makatına hava basıp bağırsaklarını parçalayanını.Daha neler neler…Sorsan şaka yaptım derler, ula dingil senin arkadaşın kurbanlık koyun mu da hava verip şişireceksin adamı,postunu mu yüzeceksin?

İşte böyle bir milletiz ve daha ne Ninjalıklarımız var yaz yaz bitmez.Olsun bitmesin ben aklıma geldikçe yazarım.

A©G 12/03/2010

11 Mart 2010 Perşembe

avucunuzu açmayi denediniz mi?

asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: bir hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür. bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:
çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak, ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10 20 kat büyük evlere sahip olmak, belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak, okumadığımız kitaplara sahip olmak, asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak, bize günde 3 5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak, vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak, vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak, oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak... ya da sahip olduğumuzu sanmak...
sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar
o maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. ah bunu bir anlayabilsek...
doç .dr. erol erçağ

TANRIM BENİ YAVAŞLAT

Tanrım beni yavaşlat..
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir.
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu teleşlı hızımı dengele.
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol..
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret;
Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek yada kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret.
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki; yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim..
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki; onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.
Ben, yavaşlat Tanrım..
ve köklerimi yaşam toprğının kalıcı değerlerine göndermeme yardım et..
Yardım et ki; kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıkı olarak yükseleyim.
ve hepsinden önemlisi Tanrım,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı anlayabilmem için Akıl ver...