boşuna ninjayız demedik işte kapı gibi diplomam

Flickr Hesabımı Ziyaret Etmek İstersen Buyur

invicto - View my most interesting photos on Flickriver

29 Haziran 2010 Salı

KELEBEK İSTİLASI

Şu ara çevremde bir tuhaflıklar hissediyorum.
Önceden bu kadar gözüme batmamıştı ama bu aralar çok rastlamaya başladım.

Kelebekler.Evet çeşit çeşit irili ufaklı kelebekler.
Önce evde dikkatimi çekti ,ulan dedim hadi sevimli böcüktür elleşmeyelim kıymayalım ama yok her geçen gün popülasyonlarında artış gözlemledim,tuvalete giricem "dolu siktir lan sıranı bekle" demeler yemek yiyicem yok efendim "biz burda batak oynuyoruz yürü git içerde ye" demeler.
Bir sinir geldi bana ipneler benim evimde bana artislik yapıp istilacı olmuşlar.
Alırsın raidi verirsin bunlara acımasızca fıssss fısss hunharca.Telef ettim ipneleri.
Ama yok sanki zombi pezevenkler, hala kökü kurumuyor, ula biz hamamböceğinden bile böyle çekmedik kelebek istilası ne demek ola ki?
Bu ara bi operasyon daha yapıcam ama acımıyacağım,sivrisinekten ,kara sinekten beter edeceğim sizi.

Dedik hadi neyse evde türedi bunlar bi şekilde ama yok öyle değilmiş.
Dışarı çıkıyorum yemek yerken hoop arkadaşın dudağından bi öpücük alıyor kelebek,ofise geliyorum içerisi kelebekler vadisi olmuşkah ölüleri yerde yatıyor kah böyle pır pır uçuşuyorlar içeride.

Acaba diyorum küresel olarak bir istia mı var?Var mı bilen?
Ya da habire yağmur habire yağmur olunca bunlar içerilere mi kaçıyorlar?

Anlamadım gitti a dostlar,belki dedim siz de aynı dertten muzdaripsiniz...

Bundan böyle raid,detan gibi kutuların üzerindeki haşere resimlerine kelebek de eklensin yetkililere sesleniyorum.

A©G

26 Haziran 2010 Cumartesi

THE COVE

Çok iyi şeyler yazamayacağım bu sefer...

Öncelikle Richard O'Barry ve ekibine bu belgesel için teşekkürlerimi sunarım.

"The Cove" bu belgeseli seyredin arkadaşlar.Benim gibi damarlarında tuzlu su akan bir deniz aşığı iseniz belki çoktan izlediniz bile.
Böyle şeyleri çok ararştırır okurum ama malesef kaçırmışım bu sefer ,belgeseli izleyene kadar içeriğini bilmiyordum ve bu sebeple bende şok etkisi yarattı,çok üzüldüm izlerken.
Detayları anlatmayacağım ama "The Cove" Japonya'da yapılan yunus katliamını tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.Üstelik bu katliamı meşru kılmak için yapılan kirli siyaseti de göreceksiniz.
İnsanoğlunun nasıl bir varlık olduğu (hem iyi hem kötü anlamda) seçilen yollar tüm detayları ile gözlerinizin önünde olacak.
Belki diyeceksiniz "bu katliamdan şimdi mi haberdar oldun?" diye, tabiki değil yıllardır bu ve benzeri katliamları dehşetle duyuyor ya da görüyoruz ve ben en azından bir şekilde bunu etrafıma duyurmaya çalışıyorum,elimden geldiğince bağış yapmaya çabalıyorum.
Eminim ki bu belgeseli izleyenler de birşeyler yapma ihtiyacı duyacaktır.
En azından benim gibi çevresine duyurmak isteyecekler insanların bu katliamdan haberdar olmasını sağlayacaklardır.

Sizlere gerekli internet sitelerini de vereceğim birazdan ve isteyenler oradan gerekli bağışları ya da farklı yardımları yapabilecek.1 dolar bile olsa bağışlayın "aman ne faydası olacak?" diye düşünmeyin.

Lütfen ama lütfen bu yazıyı okunmakla yetinmeyin az önce dediğim gibi en azından etrafınıza duyurun, hepimizin internete çeşitli sitelere üye olduğunu ve bu sitelerde çokça vakit geçirdiğimizi düşünürsek yapacağınız fayda düşündüğünüzden de çok olacaktır.
Tek yapmamız gereken bu belgeselin dolayısıyla bu katliamın verlığını tekrar tekrar duyurmak.Daha fazlasını yapmak isteyenler zaten souna kadar gidecek araştırıp bulacaktır elinden geleni yapmak için.

Bilgi alabileceğiniz ve yardımda bulunabileceğiniz internet adreslerini aşağıda veriyorum.
Hepinize şimdiden katkılarınız için çok teşekkür ediyorum.

Destek Sitesi: http://www.takepart.com/thecove

Bağış Sitesi: https://opsociety.worldsecuresystems.com/securedonation.htm

Resmi İnternet Sitesi: http://www.thecovemovie.com/

A©G

21 Haziran 2010 Pazartesi

Gripimsi , Nezlemsi Birşeyler. Böyle Soğuğa Karşı Alınganlık Gibi Hani.

Hasta oldum.Gripimsi ,nezlemsi böyle soğuğa karşı alınganlık gibi ortaya karışık yanarlı dönerli ateşli hapşırıklı sümüklü türden.

Sadece hasta olmakla kalmayıp etrafıma da itinayla bulaştırıyorum.Yaklaşık 2 metre mesafeden dik bir açıyla beynime beynime üfleyen klimadan şüpheliyim.

Ofis insanları da diğer tüm insanlar gibi umarsız,bencil ve daha nice kötü söze yakışır varlıklar olduğundan hastalık süresince de haklı gerekçeleri ile klimayı turbo modunda çalıştırmayı ihmal etmiyorlar.Ben olsam bende öyle yapardım değil mi lan itler? Yapardım belki…

Yaz günü (1 Haziran-31 Ağustos dönemini kapsar) grip olmak , güneşe inat ekstradan +5 ⁰C sıcaklık demektir.Alın bölgesindeki terlere bakarak performans ölçülseydi şu ara voleyi vurmuştum dostlar.

Bu lanet nalet hastalığın bana ve etrafıma verdiği rahatsızlık yüksek dozda olmasına rağmen kimsecikler, “hadi git eve iyileş,hem bize de bulaştırma” demez.
Korkusuz ipneler, hepinize bulaştıracağım, kırıciiiğim geçiriciiiğm sizi de orta çağlardaki veba salgınları gibi nihahahhaha.

Önlem almaktan da geri kalmıyorlar ama kendince (içten içe tırstılar lan galiba).
Örneğin yanımdaki hatun 15dk içinde tüm çöpümü kağıt mendil arası duble sümükle doldurduğumdan olsa gerek, fıs fıs kolonya sıkıyordu kendine tepeden aşağı, hızını alamayıp çöpümü de fısfısladı.Bir an korktum ulan dedim bu şimdi çakmağı da çakar puff diye yakar beni de çöpümü de mikroplar kırılsın hijyen gelsin ortama diye.Usulca su şişemi kendime doğru yaklaştırdım olası bir çakmaklı alevli saldırıya ani müdahale için.

İşe de yarıyor hani, yanıma gelip iş filan istemeye kalkan olduğunda keh keh öksürüp bi de yüzüne doğru hapşırdım mı kıyamet sonrası dünyada tek kalan adam sahnesinde gibi oluyorum.

Tüm avantajlarını elimin tersi ile itebilirim ama yinede yeter ki geçsin hemen.Avarel gibi ağzı açık nefes almak ve zombi gözlerle etrafa bakmak iç de güzel değil.

Bir de evreleri yok mu bu hastalığın eziyet valla. O ilk boğazdaki kıpırdanma ile başlayan telaş,hasta mı oluyorum sorusunun akıla düşmesi, akabinde duyulan “ulan ilaç içsem mi acaba yoksa bir şey olmaz geçer mi?” ikilem,verilen yanlış karar (ilaç içsen de olacaksan oluyorsun ama neyse hadi karar yanlış olsun), kısa bir süre sonra boğazdaki kıpırdanmanın tepinmeye dönüşüp tırım tırım pastil aramaya koyulmak bulamamak ve nöbetçi eczane aramaya üşenerek teslim olmak hastalığa.

Ertesi gün kaldığın yerden mücadeleye devam etmek ama bu sefer yanına çeşitli ilaç firmalarından adam toplamak.Hastalığın da boş durmayıp yanında şelale kıvamında sümük getirmesi.

Daha savaşın ilk anlarında burun kenarlarını zımpara ile silmişçesine perişan etmek ve nefes alışlarını ağız tarafına yönlendirerek ağır kayıplar vermek.
Leblebi gibi yutulan haplar ile taaruz edip şelaleyi ekarte etmek, oysa ilerleyen zamanlarda anlaşılacaktır ki o şelale yeşil dev adam Hulk gibi olmuş, balgam olarak geri dönmüştür.

Öğğğğggghhk iğrenç valla okumayın hiç bundan sonrası kan vahşet ya…

Nııııhh, haaarrrk, tuuuuuuuu şeklinde üçlü bir kombo ile yeşil dev adamlar savuşturulsada savaşta kazanan yoktur lafında olduğu gibi bu iğrençlikle kendinizden soğursunuz.Zaten etraftakiler çoktan soğumuştur onu anlatmıyorum tekrar tekrar.

Şimdilik burada bırakıyorum çünkü yeşil dev adamlarla savaştayım daha bir sonraki bölüme geçemedim.Haklı mücadelemiz devam ediyor…

A©G

15 Haziran 2010 Salı

EZEL

Bu diziyi başlarda çok sıkı bir şekilde takip ediyordum ancak kanal değişikliği vb. konulardan koptum pek çok insan gibi, şimdi yine ara ara seyrediyorum.

Diziyi anlatmayacağım sadece dün yine Ramiz Dayı karakterinin ağzından bomba sözler döküldü, ya da ben bu sözleri yaşamışlıklarıma yakın bulduğum için bende bomba etkisi yarattı...

Konuyu dağıtmadan internette bulabildiğim kısmını veriyorum aslında daha uzundu ama şimdilik bunu buldum.

Haksızlığa uğrayınca bir kere en zoru inanmaktır yine kendine.
Hakkı yenen adam öfkeli değildir sırf, utanır.
Utanır bütün bunlara izin verdiğine.
Haksızlıktan değil utancını kapasın diye karar verir kötü olmaya.
Başkalarının umutlarına saplar hançerini.
Çünkü korkar kendi umutlanmaya.
Asıl haksızlık ihanet değildir, ihanetle aydınlığı kapamaktır.
Umutları öldürmektir.
Ta ki hayat kendi nefesini sana ödünç verene dek.
Ta ki bir daha aynaya bakmaya cesaret edene dek.

yazıyı ekşisözlük yazarlarından jack nicholson'ın entrysinden aldım

A©G

9 Haziran 2010 Çarşamba

GRİ

Bu aralar bende havalara uydum, griyim yani. İçimiz karardı arkadaş Haziran ayında kuşlar cıvıldayacağına dolu yağıyor tepemize, “başımıza taş yağacak” diye feryat edenler mutlu mu şimdi acaba? Hayır tatile de az kaldı bu seneki tek umudum en büyük beklentim o , kusura bakma hava şartlarına hayallerimi teslim edemem.Acı bana doğa ana, bütün yıl köpenk gibin çalış didin tek tatilinde de tepene dolu yağma ihtimali olsun , böyle bir depresif şizofrenik durum yokmuş ya…

Olaya eğlence katayım arabayı satıp zodiac bot alayım mesela diyorum , sonra işe Yunan Adalarına çıkartma yapar gibi gidip gelmek her gün çekilecek eziyet değil diye vazgeçiyorum.

Zaten morallerim bozuk dost dediklerimizin pek çoğu meğer Kazıklı Voyvada imiş de benim haberim yeni olmuş (anlamışsındır zaten son yazdığım ağlak alıntılardan yazılardan) bu havalar da perişan eti iyice, vurucam kendimi yerli içkilerin kralı RAKI denilen mucizeye o olacak.Artık buz yerine yağan dolu tanelerini katarım rakıya da.

Ya evet sıkmış olabilir bu yazılar belki ama bu modan çıkmak için gerekli şartlar oluşamıyor bir türlü,hayır doğa ana da çok üstüme geliyor böyle tepeden dolu yağdırmalar ,kasvetli havalar ,bulutlar filan.

Böyleyken böyle sıkılıyorum yani, teselliye varış noktam geri sayımda az bir vakit kalan tatil günü…

Bu yazıyı okumayın içiniz kararmasın moralleriniz bozguna uğramasın. (yazıların sonuna göz atan uyanıklara kıyak yaptım, baştan okuyanlar için ise yapacak bir şey yok sizin teselliniz zaten doğru olanı yapıyor olmanız olsun he olmaz mı?)

A©G