boşuna ninjayız demedik işte kapı gibi diplomam

Flickr Hesabımı Ziyaret Etmek İstersen Buyur

invicto - View my most interesting photos on Flickriver

12 Temmuz 2010 Pazartesi

SEN NE GÜZEL ŞEYSİN TATİL

  Tatile giderken arabası soyulmuş birisi olmama rağmen tatilim muhteşem geçti,nazar değmesin hiç aksilik yaşamadık.Hava civa olmasın çok fazla detaylara girmeyeyim zaten yukarıda blog girişinde birkaç fotoğraf var tatil ile ilgili.(hava olmasın deyip fotoları döşeyen adam) Ama şunu söylemeden edemeyeceğim, yediğim en güzel deniz ürünleri Dubrovnik'teydi.Hele ki kalamar, enfes...
Nasıl hayvan gibi deniz ürünü yedik buyurun bakın,yediğimiz içtiğimizi de paylaşalım arsızca.

Bence işyerlerinde izin üç aşamalı bir sistem olmalı.
Tatil öncesi
Tatil zamanı
Tatil sonrası

Burada önemli olan öncesi ve sonrası süreçleri.Tatile çıkacak kişiye çıkmadan önce bir gün ve döndükten sonra adaptasyon için bir gün versinler olmaz mı? Tabi sözüm benim gibi izin fukarası adı şirket kendisi köle tüccarı olan yerler için geçerli.Hayal işte dokunmayın bana tatil sonrası iç dökmelerimi yaşıyorum.


Oysa öğretmenler öyle mi, anam anam nasıl imrenip özeniyorum bilseniz.
Her tatilden sonuna kadar istifade etmek ne kadar da güzeldir.
Keşke olabilsem ama herkesin harcı değil tabi böyle meslekler.
Sonuçta böylesine önemli bir mesleğin tatili de güzel olacak tabi öğretmenlerin hakkı gözüm yok imreniyorum işte...

Dediğim gibi çok güzel bir tatildi, zaten hangisi kötü ki?

Bu şarkıda benim gibi tatil sonrası perişanlarına gelsin,
vur davula davulcuuuu... (Groove Armada-My Friend)



A©G
-------------------------------------------Devam-----------------------------------------------------------


Dubrovnik'e gider gitmez ilk işimiz araba kiralamak oldu 1,9 dizel Polo ile gezmediğimiz yer kalmadı.
Sanırım tatilde yaptığımız en faydalı harcamaydı.

Her ne kadar tur rehberleri "yapmayı etmeyin buraların trafiği sakattır(gerçekten de mal gibi kullanan turistler baya sakattı,adam gözüne güneş geliyor diye önü boşken bomboş yolda frene bastı arkadaş ya) gümrüklerde(kardağ ve bosnaya gittik de ayrıca) sorun çıkarırlar bekletirler" desede hiiç oralı olmadık.Araba ile 5 günde 800km den fazla yol yaptık o derece gezdik yani.

Hatta bir gün Mostar'a gitmek için kapıya geldiğimizde bi tur otobüsü ile karşılaştık bizimkisi değildi ama başka bir turdu işte.
Otobüsü almışlar kenara bagaj magaj inceliyorlar,biz de pasaportu gösterip kahkahalarla geçtik sınırı :)))
Mostar köprüsünden atlayan bir cengavere de rastladık,güzel oldu.Hatta son anda bir fotoğrafını
çektim onu da ekleyeyim.
Aslında seri çekim yapacaktım ama bir anlık dalgınlıkla kaçırdım, oysa yaklaşık 10 dk beklemiştim atlamasını.Yavşak bir an kafamı çevirmemi beklemiş sanırım beni mi kesiyordu oradan anlamadım ki...

Zaten artistik atlamadı göt yemedi sanırım çivileme daldı, ben yukardan bakamıyorum bile ama olsun çekemedim ya fotoları bok atayım dedim.




Diğer bir mevzu da Karadağ Kotor merkezde oldu, çok kafa bir garsonla tanıştık, pizzaları yaladık yuttuk,adam durmadan italyanca şarkılar (felicita) mırıldanan fırlama ve zeki bir tipti.
Restaurant ve pizzalar da harikaydı.
Neyse kalkarken sordum buna "dayı biz Budva'ya gidicez ortamlara akıcaz hele bi tarif et bakalım" garson da önümdeki servis kağıdını çevirip çizmeye başladı haritayı "ayıp ettin yiğenim ahan da buradan buradan gideceksin" diye bir güzel yazdı çizdi anlattı. Sordum "ne kadar sürer yol dayı" diye, fırlama güldü böbürlenerek "yiğen şimdi ben gitsem 45 dk oradayım ama sen 1 saatte filan gidersin" dedi.Bu arada Kotor sokaklarında gerken bir tanıdığa da rastladık,fotoyu veriyorum reklam olsun :)) pek kullandığım bir marka değil ama olsun...

 Eh dedik fena değil. Çıktık yola , ula daha 15-20 dk oldu olmadı bi baktım BUDVA yazıyor tabelada harirtaya bakıyorum filan doğru.Sonra koptuk tabi meğer yol o kadar uzak değilmiş tabi bunlar yavaş giden kurallara uygun insanlar olduğundan olsa gerek (biz de çoğunlukla uyduk kurallara yanlış  anlaşılmasın) süreyi öyle söylemişler.Oysa bilse bizim İstanbul şöförü olduğumuzu dermiydi hiç öyle :))



Geldik merkeze plajları kumsalları ile ünlü bu yerde mekan bakıyoruz.Yolda bir kıza denk geldik takmış kulaklıklarını elinde plaj çantası ayağında terlik şıpıdık şıpıdık yürüyor. Yanaştık yamacına "acep dedim buralarda bize bir plaj söyleseniz de gitsek oralara nasıl olur?" iyi kızmış sağ olsun "olmaz mı şurlar buralar var ben de gidiy.." demesine kalmadı "atla arbaya ne duruyorsun" dedim. At hırsızı tipli olmadığımızdan olsa gerek kızceğiz çekinmeden bindi arabaya.
Yolu tarif etti,otoparka bırakacağımızı filan anlattı ama o sırada otopark 20 euro demez mi!!! arkadaşıma ;
"ulan olum gel kızı sallayalım gidelim ara sokaklara bırakalım arabaya" diyorum ,gülüşüyoruz. Kız da anladı sanırım               "evet çok pahalı ben de o yüzden yürüyorum" filan dedi,
koptuk beraberce.Şemsiye açılmaz nasılsa artık dedik 20 euroyu gözden çıkardık. Girdik otoparka meğer 2 euro bile değil.
Ah dedim "Milita (yoldan aldığımız Karadağ'lı kızın ismi böyle birşeylerdi) korkuttun bizi" güldü "evet yanlış biliyomuşum dedi"

Neyse bıraktık arabayı sohbet filan derken geldik plaja ablamızı arkadaşlarının yanına uğurladık biz de plajda kendimize en güzelinden bir yer bulup denizin tadını çıkardık.Tüm gezi boyunca en çok beğendiğim yer Karadağ-Budva oldu, tekrar gitmek üzere hafızaya aldım,muhteşem bir yer.


Bir başka gün ise Dubrovnik merkeze yakın güzel bir plaj keşfettik,atladık polomuza gittik.Bir süre yüzüp eğlendikten sonra bir bayan bana bakıp gülümsedi ve "Türkiye'den misiniz?" diye sordu.Aha nerden anladı bu diye düşünürken sonradan anladım ki konuşmalardan çakmış mevzuyu.Bu ablamız meğerse Efes'in eski ünlü oyuncusu Nikola Prkacin'in eşiymiş.Çok şeker sıcak kanlı bir ablamızdı 3 çocuğu ile plajda takılıyorlardı.Konuştuk uzun uzun tam bir İstanbul aşığı çıktı,özlemle bahsetti 4 sene yaşadığını anlattı İstanbul'da.Türkçe konuşmaya çalıştı bizimle.
Bu arada  öyle hava atmak için vs söylemedi eşini ben sordum "İstanbul'da mı çalıştın" filan
diye o zaman anlattı.
Hatta 2010 şampiyonası için İstanbul'a geleceklerinden bahsetti,konuştuk anlaştık,kaynaştık.
Daha sonra kocası geldi onunla da tanıştık,nazik bir amcaydı  o da, o
nunla da fotoğraf çekildik.
Hırvatlar su topuna bayılıyor her yerde su topu sahaları var ,amcamız da zaten bütün gün arkadaşları ile su topu oynadı.O günümüz de çok renkli bir şekilde geçmiş oldu.Plaj ve deniz de harikaydı zaten.



  Gezimizin diğer günlerinden birinde merkeze indik akşam yemeği için,gözümüze bir yer ilişti tıklım tıklım,sanki aş evi ,ramazan çadırı mübarek.
Dedik burası iyi olsa gerek.Ama yer yok.
Bir ara arkadaş gözden kayboldu ileride baktım beni çağırıyor ,birisi kalkıyormuş zıplamış hemen.Ben duymadım oraya giderken o "gel gel bu pezevenk kalkıyor" demiş. Çocuk tek başına oturuyordu ve para çıkartmış sayıyordu, gittim yanına . İngilizce olarak "kalkıyormusunuz acaba" dedim çocuğa, çocuk da ters ters ve Türkçe olarak "evet
kalkıyorum" dedi.O sırada biizm hatunlardan biri geldi "ooo burası pahalı baksana tipe baya para çıkardı" diye geyik yapıyor,bende kaş göz yapıyorum susması için :))) Ulan dedim bu herif niye alındı kendi kendime. Tabi haliyle bizim fırlama arkadaşın dediğini duymuş :))) bir de üzerine parasal geyik yapınca tam oldu.
İiyi çocukmuş sağ olsun terslemedi bizimkileri.Hatta sağ olsun bize güzel menüler önerdi,sayesinde harika
bir sardalya yedik.Dostum kusura bakma bizimkilerin valla okuyorsan özür dileriz, klasik Türk huyu işte :)

Bu arada gezimiz sırasında Dünya Kupası maçlarını ihmal etmedik, İspanyol taraftarlar çok seviçliydi haliyle..
Espanyool espanyool diye çığırıyorlardı sokaklarda keratalar.
Çok gürültülü bir millet ya, avaz avaz konuşuyorlar yemek yerken bile
hele bi tane emo tipli karı vardı sarılı siyahlı saçlı ağzına ağzına vurasım geldi,fotoğrafını çekmedim bak onun ya neyse..


 Mljet adasında bulunan kadife gibi yumuşak kumlu plajı da ziyaret edip keyif yaptık.Hırvatistanda çoğu yer iri çakıl taş plajlardan oluşuyor,bu sebeple kum plaj kıymetli haliyle :)










Dubrovnik merkezde "stari grad" denilen yerde bir yarışma eğlence gibi atraksiyonları var.
Böyle duvara bir çıkıntı yapmışlar
eğimli ,dar ve kaygan bir taş.
Herkes oraya çıkıp üzerinde durmaya ve duruken
de t-shirtini çıkarmaya çalışıyor.
Orada olduğum süre boyunca sadece bir ufaklığın başardığını gördüm, ben de denedim ama çok
zordu başaramdım malesef.
Biraz durur gibi olurken arkadaşım arkadan tuttu t-shirti sıyırdı :))) ,tam o sırada da bir kaç rus kızı
eki eki diye gülüşerek fotoğraflarımı çektiler,
rus sitelerinde fotoğraflarım cirit atıyor olabilir.


Netice itibari ile koca bir tatili çıtır çıtır yedik dostlar,elimden geldiğince de paylaştım, saygı sevgi,arayı açmayalım lütfen.

A©G

4 yorum:

  1. ben de tatilden yeni geldim sayılır ama fotolarını görünce imrendim galiba =)

    YanıtlaSil
  2. sorma ben baktıkça sanki gitmemişim gibi hissediyorum, bayram geliyor kaşıntı başladı battım bu aralar :))) yeni arayışlar içerisindeyim, varsa öneriniz yazın arkadaşlar.

    Nereye gidilir,vizesiz Tunus var bir tane ,düşünmekteyim...

    YanıtlaSil
  3. ben yıllardır arjantin hayalleri kuruyorum, vizesiz hem de. ama gidiş geliş uçak bileti parasının yanında vize ne ki ? kaldı öyle =)

    YanıtlaSil
  4. evet arjantiv ve brezilya harika seçenekler, bu arada portekiz de vizesizler kervanına katıldı.

    Ama dediğin gibi uçak biletleri can yakıcı :)

    YanıtlaSil

Çekinme dök içini